Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İhsan Altun

Popüler Medya tarımın ve çiftçiliğin kaderini değiştirebilir mi?

Bir ülkenin geleceği yalnızca sanayisiyle, teknolojisiyle ya da ekonomisiyle ölçülemez. O ülkenin toprağına, üreticisine ve tarımına verdiği değer de geleceğinin en önemli göstergelerinden biridir. Çünkü tarım; sadece bir ekonomik faaliyet değil, gıda güvenliğinin, milli bağımsızlığın ve sürdürülebilir kalkınmanın temelidir.

Ancak tarımın geleceği yalnızca tarlada, çiftlikte ya da politika belgelerinde şekillenmez. Aynı zamanda televizyon ekranlarında, sosyal medyada, dijital platformlarda ve gençlerin zihinlerinde anlatılan hikâyelerle de inşa edilir.

Bugün bir mesleğin toplumdaki itibarı yalnızca kazancıyla belirlenmiyor. Ailelerin yönlendirmesi, eğitim sistemi, rol modeller ve özellikle medya, gençlerin meslek tercihlerinde belirleyici rol oynuyor. Bir meslek sürekli sorunlarla, umutsuzlukla ve krizlerle anılıyorsa, gençlerin onu geleceği olarak görmesini beklemek mümkün değildir.

Ne yazık ki ülkemizde tarım çoğu zaman sadece don felaketleri, kuraklık, artan maliyetler ya da ürün fiyatlarıyla gündeme geliyor. Elbette bunlar üreticinin yaşadığı gerçek sorunlardır ve mutlaka konuşulmalıdır. Ancak tarımı yalnızca sorunlardan ibaret göstermek, bu ülkenin en stratejik sektörlerinden birine yapılabilecek en büyük haksızlıktır.

Çünkü bugünün tarımı artık sadece toprağı sürmek değildir.

Tarım; yapay zekâdan hassas tarım uygulamalarına, drone teknolojilerinden uydu destekli üretime, akıllı sulama sistemlerinden biyoteknolojiye kadar birçok alanda hızla dönüşmektedir. Günümüz çiftçisi yalnızca üretici değil; teknolojiyi kullanan, veriyi analiz eden, risk yöneten ve girişimcilik yapan bir işletmecidir.

Buna rağmen toplumun önemli bir kesimi hâlâ tarımı geçmişin kalıplarıyla değerlendirmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, modern tarımın yeterince anlatılamamasıdır. Nitekim İngiltere Ulusal Çiftçiler Birliği’nin 2025 yılında yaptığı araştırmada, çiftçiler hemşirelerden sonra toplumun en saygın ikinci meslek grubu olarak görülmüştür. Katılımcıların %92’si ise güçlü bir tarım sektörünün ülke için vazgeçilmez olduğunu ifade etmiştir.

Bu tablo önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Türkiye’de çiftçi aynı toplumsal saygınlığı henüz yeterince görememektedir. Ancak bunun sorumluluğunu yalnızca topluma yüklemek doğru değildir. Devletin kurumsal olarak değer verdiği, önemini sürekli vurguladığı meslekler toplum nezdinde de itibar kazanır.

Bu nedenle çiftçiyi yalnızca destek alan bir kesim olarak değil; ülkenin gıda güvenliğini sağlayan stratejik bir üretici olarak konumlandıran güçlü bir devlet politikası gereklidir. Devletin söylemi, eğitim sistemi ve medya aynı dili konuştuğunda, toplumun bakışı da değişecektir.

Çiftçi; sadece ekonomik destek talep eden biri değil, ülkenin geleceğini üreten kişidir. Çünkü devletin saygınlık kazandırmadığı bir mesleğe toplumun aynı değeri vermesi beklenemez.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da “çiftçi” ve “köylü” kavramlarının karıştırılmasıdır. Oysa bu iki kavram birbirinden farklıdır ve ayrıştırılmak yerine doğru anlaşılmalıdır.

Köylü, köyde yaşayan kişiyi ifade eden sosyolojik bir tanımdır. Tarımla uğraşabilir, esnaf olabilir, memur olabilir ya da farklı bir meslek icra edebilir. Çiftçi ise 5488 sayılı Tarım Kanunu’na göre bitkisel veya hayvansal üretim yapan gerçek ya da tüzel kişidir. Çiftçi köyde yaşayabileceği gibi şehirde de yaşayabilir. Aynı şekilde köyde yaşayan herkes çiftçi değildir.

Dolayısıyla “çiftçi” bir üretim mesleğini, “köylü” ise bir yaşam alanını ifade eder. Bu iki kavramı karşı karşıya getirmek yerine, üretimin tamamlayıcı unsurları olarak değerlendirmek gerekir.

Çünkü tarım sadece çiftçinin meselesi değildir.

Tarım; soframızdaki ekmektir, çocuklarımızın geleceğidir, milli güvenliğimizdir, kırsal kalkınmadır ve ekonomik bağımsızlığımızdır. Medya bu gerçeği ne kadar doğru anlatırsa, gençler de tarımı o kadar umutla değerlendirecektir.

Daha fazla genç çiftçi, daha fazla kadın girişimci, daha fazla teknoloji ve daha fazla başarı hikâyesi görünür olmalıdır. Çünkü toplum neyi görürse ona inanır; gençler ise geleceklerini gördükleri yerde kurar.

Tarımı sürekli sorunlarla anlatırsak umutsuzluk üretiriz.
Tarımı bilimle, teknolojiyle ve başarı hikâyeleriyle anlatırsak gelecek üretiriz.

Unutmayalım: Güçlü devlet, güçlü tarımla; güçlü tarım ise değer verilen çiftçiyle mümkündür. Çiftçisine hak ettiği itibarı kazandıramayan toplumlar, yarının gıda güvenliğini de riske atar.

Tarımı korumak, sadece toprağı değil, geleceğimizi korumaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER