Tarımda her yeni uygulama, kâğıt üzerinde ne kadar kusursuz görünürse görünsün, sahadaki gerçeklerle sınanmadıkça eksik kalmaya mahkûmdur. Hele ki söz konusu olan; alın teriyle üretim yapan çiftçi, sabahın ilk ışığında tarlasına giden üretici ve doğayla birebir mücadele eden tarım emekçisiyse… İşte o zaman masa başında yazılan her satırın, sahada bir karşılığı olmak zorundadır.
Bugünlerde gündemde olan B-Reçete uygulaması da tam olarak bu noktada tartışılmayı hak ediyor. Ama bu tartışma “doğru mu, yanlış mı?” gibi yüzeysel bir düzlemde değil; “uygulanabilir mi, üreticiyi koruyor mu?” soruları üzerinden yapılmalı.
Bitki koruma ürünlerinin kayıt altına alınması, izlenebilirliğin sağlanması ve bilinçsiz kullanımın önüne geçilmesi elbette önemli. Hatta kaçınılmaz. Tarımda sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği için bu tür sistemlere ihtiyaç olduğu açık. Ancak mesele sadece bir sistem kurmak değil; o sistemi kimin, nasıl ve hangi şartlarda kullanacağını doğru analiz edebilmektir.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Veli Koç’un yaptığı değerlendirmeler bu yüzden sıradan bir eleştiri değil; sahadan yükselen bir uyarıdır. Çünkü o değerlendirmelerin içinde sadece teknik bir bakış açısı değil, üreticinin gerçek hayatı vardır.
Bugün kırsalda hâlâ akıllı telefon kullanamayan, internet erişimi sınırlı olan, dijital sistemlere mesafeli binlerce üretici var. Tarımı, uygulamalar ve ekranlar üzerinden değil; toprağa dokunarak yapan bir kesimden söz ediyoruz. Böyle bir gerçeklik varken, tamamen dijital altyapıya dayalı bir sistemin sorunsuz işlemesini beklemek, en hafif tabirle iyimserlik olur.
Tarım; bir masa başı işi değildir. Tarım, zamanla yarışmaktır. Bir hastalık yayıldığında ya da zararlı ortaya çıktığında, üreticinin bekleme lüksü yoktur. Eğer B-Reçete sistemi nedeniyle üretici ilaca zamanında ulaşamazsa, yaşanacak kaybın telafisi olmayabilir. Bu sadece ekonomik bir zarar değil, aynı zamanda gıda zincirini etkileyen bir risk haline gelir.
Üstelik mesele sadece ticari üretim yapan çiftçilerle de sınırlı değil. Hobi bahçeleri, site içi yeşil alanlar, belediyelere ait peyzaj alanları… Bu alanlarda bitki koruma ürünü kullanımı nasıl denetlenecek? Sisteme nasıl dahil edilecek? Bu soruların henüz net bir cevabı yok. Belirsizlik ise tarımda en büyük risklerden biridir.
Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta şu: Yanlış kullanım elbette önlenmeli. Ancak çözüm, üreticiyi zorlayan, onu sistemin içinde kaybettiren bir bürokrasi yaratmak olmamalıdır. Aksine çözüm; üreticiyi bilinçlendirmek, ona rehberlik etmek ve sahaya uygun modeller geliştirmektir.
Ziraat Mühendisleri Odası’nın yaklaşımı bu açıdan dikkat çekici. Sisteme karşı çıkmak yerine, sistemin doğru işlemesi için eksiklerin giderilmesini talep ediyorlar. Yani mesele bir karşı duruş değil; daha sağlıklı bir yapı kurma çabası.
Çünkü tarımda başarı; kanun çıkarmakla değil, o kanunun sahada nasıl karşılık bulduğuyla ölçülür. Yönetmelikler, genelgeler, dijital platformlar… Bunların hepsi araçtır. Asıl amaç ise üretimin devamlılığını sağlamak, verimi artırmak ve üreticiyi ayakta tutmaktır.
Eğer B-Reçete uygulaması üreticinin işini kolaylaştırır, ziraat mühendisinin bilgisini daha etkin kullanmasını sağlar ve sistemi sahaya uygun hale getirirse; bu uygulama tarım için önemli bir kazanıma dönüşebilir. Ancak tam tersi olursa, yani üreticinin sırtına yeni bir yük bindirirse; o zaman iyi niyetle atılan bir adım, ciddi bir soruna dönüşebilir.
Bugün yapılması gereken çok açık: Üreticinin sesine kulak vermek. Ziraat mühendislerinin uyarılarını dikkate almak. Ve en önemlisi, tarımı masa başından değil, toprağın içinden, sahadan yönetmek…
Çünkü tarım, teoriyle değil; gerçeklerle ayakta kalır.









YORUMLAR