Bursa’nın son yıllarda en hızlı değişen ilçelerinden biri hiç kuşkusuz Nilüfer. Birkaç yıl önce şehrin çeperinde kalan bölgelerin bugün yeni yerleşim alanlarına dönüşmesi, nüfusun giderek artması ve sanayi yatırımlarının çevrede yoğunlaşması, Nilüfer’i yalnızca Bursa’nın değil, Marmara Bölgesi’nin de dikkat çeken ilçelerinden biri haline getirdi. Ancak her hızlı büyümenin beraberinde getirdiği bazı sorunlar var ve bugün Nilüfer’in önünde duran en önemli mesele de aslında tam olarak burada başlıyor: Büyürken yaşanabilir bir kent olmayı nasıl sürdüreceğiz?
Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in son dönemde yaptığı açıklamalara baktığımızda, gündeme gelen konuların birbirinden bağımsız olmadığını görüyoruz. Ekokent planı, ulaşım, sanayi, konut ihtiyacı, tarım alanlarının korunması, deprem riski, Gölyazı’nın geleceği, sokak hayvanları ve dijital belediyecilik gibi başlıkların tamamı, aslında tek bir sorunun farklı parçaları olarak karşımıza çıkıyor:
Nilüfer nasıl bir kent olacak?

Ekokent’te artık zaman kaybedilmemeli
Uzun yıllardır konuşulan Ekokent planı, bu açıdan Nilüfer’in geleceği bakımından oldukça önemli. Yaklaşık 15 yıllık bir geçmişe sahip olan ve kamuoyunda Batı Gelişim Bölgesi olarak da bilinen proje, çeşitli hukuki ve idari süreçlerin ardından bugün hâlâ tartışılmaya devam ediyor. Şadi Özdemir’in açıklamasına göre plan yaklaşık 18 aydır Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde bekliyor ve bu durum yalnızca bir imar dosyasının gecikmesi anlamına gelmiyor.
Çünkü bir bölgede plan beklediğinde hayat da bir anlamda bekliyor. İnsanlar mülkleriyle ilgili karar alamıyor, yeni yatırımlar yapılamıyor, ulaşım ve altyapı yatırımları planlanan ölçekte ilerleyemiyor. Daha da önemlisi, bölgedeki nüfus artmaya devam ederken kentin ihtiyaç duyduğu yeni yolların, sosyal alanların ve diğer altyapı unsurlarının nasıl oluşturulacağı belirsiz hale geliyor.
Başkan Özdemir’in “Artık zaman kaybetme lüksümüz yok” sözünü de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Elbette imar planları hazırlanırken kentin geleceği, yoğunluklar ve çevresel etkiler dikkate alınmalı; ancak yıllarca süren planlama süreçlerinin de sonunda vatandaş açısından ciddi bir belirsizliğe dönüşmemesi gerekiyor.

Nilüfer’in büyümesi ulaşım sorununu da büyütüyor
Bugün Kayapa, Hasanağa ve çevresindeki mahallelere baktığımızda Nilüfer’in nasıl hızlı bir değişim yaşadığını daha net görebiliyoruz. Yeni konutlar yapılıyor, nüfus artıyor, buna karşılık mevcut yollar aynı hızda gelişemediği için özellikle sabah ve akşam saatlerinde ciddi trafik yoğunlukları yaşanıyor.
Burada aslında çok basit ama önemli bir planlama kuralı var: Konut yapıyorsanız, o konuta ulaşacak yolu da yapmak zorundasınız.
Sadece binaları planlayıp ulaşımı daha sonra düşünmeye başladığınızda bugün yaşadığımız trafik sorunları kaçınılmaz hale geliyor. Üstelik mesele sadece araç trafiği de değil; toplu taşıma, okul, sağlık hizmetleri, otopark, yeşil alan ve sosyal yaşam alanlarının da aynı plan içerisinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Bu nedenle Ekokent tartışmasını yalnızca “kaç konut yapılacak?” üzerinden değerlendirmek eksik olur. Asıl soru, bu bölgede nasıl bir yaşam kurulacağı olmalı.

Sanayiye karşı olmak başka, yanlış yere sanayi kurmak başka
Şadi Özdemir’in sanayi konusunda yaptığı değerlendirmeler de üzerinde durulması gereken başka bir başlık. Başkan, sanayiye karşı olmadığını özellikle vurguluyor ve Bursa gibi üretim gücü yüksek bir kentte sanayinin vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor. Burada itiraz edilen noktanın sanayinin kendisi değil, sanayi yatırımlarının verimli tarım toprakları üzerindeki baskısı olduğu anlaşılıyor.
Bence tartışmanın doğru noktası da burası.
Türkiye’nin üretime ihtiyacı var, Bursa’nın sanayiye ihtiyacı var, binlerce insanın çalıştığı fabrikalar ekonominin önemli bir parçası; ancak yeni bir sanayi bölgesi planlarken sadece fabrikanın kurulacağı alanı hesaplamak yeterli değil. O fabrikalarda çalışacak insanların nerede yaşayacağı, çocuklarının hangi okula gideceği, işe hangi yoldan ulaşacağı ve hangi sosyal alanları kullanacağı da aynı planın içerisinde düşünülmeli.
TEKNOSAB KOBİ OSB üzerinden gündeme gelen çalışan sayıları da bu nedenle önemli. On binlerce kişinin çalışacağı bir bölgeden bahsediyorsak, “Bu insanlar nerede yaşayacak?” sorusunu bugünden sormamız gerekiyor.
Çünkü bu soruyu bugün sormazsak, yarın karşımıza yüksek kiralar, trafik yoğunluğu, yeni konut baskısı ve altyapı sorunları olarak çıkacaktır.

Deprem gerçeğini hiçbir planın dışında bırakamayız
Nilüfer’in geleceğini konuşurken üzerinde durulması gereken bir başka konu ise deprem. Bursa’nın deprem riski taşıyan bir kent olduğu artık herkes tarafından biliniyor ve bu nedenle yeni yapılaşma kadar mevcut yapı stokunun güvenliği de gündemin en önemli başlıklarından biri olmak zorunda.
Nilüfer Belediyesi’nin 17 Ağustos depreminin yıldönümünde düzenlediği programda Prof. Dr. Okan Tüysüz’ün yaptığı değerlendirmeler de bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Diri faylar, yapı güvenliği, bina analizleri, kentsel dönüşüm ve afet bilinci gibi konuların sadece belirli günlerde konuşulması yerine sürekli gündemde tutulması gerekiyor.
Çünkü deprem geldiğinde hangi belediyenin hangi siyasi görüşte olduğuna bakmayacak; hazırlıklı olup olmadığımıza bakacak.
Bu nedenle Nilüfer’in geleceğini planlarken yeni yolları, yeni konutları ve yeni sosyal alanları konuştuğumuz kadar güvenli yapılaşmayı ve gerçek kentsel dönüşümü de konuşmak zorundayız.

Gölyazı, Nilüfer’in başka yüzü
Nilüfer denildiğinde yalnızca yeni konutları, sanayi bölgelerini ve modern yaşam alanlarını düşünmemek gerekiyor. Çünkü ilçenin bir de tarihi, doğal ve kültürel yüzü var ve bunun en önemli örneklerinden biri Gölyazı.
Şadi Özdemir’in Gölyazı’da yaklaşık 3 bin kişilik bir açık hava tiyatrosu oluşturulması yönündeki açıklaması bu açıdan dikkat çekici. Eğer böyle bir proje hayata geçirilirse, Gölyazı yalnızca günübirlik ziyaret edilen bir bölge olmaktan çıkıp kültür ve sanat etkinliklerinin düzenlendiği önemli bir merkez haline gelebilir.
Üstelik Nilüfer’in geleceğini sadece daha fazla yapılaşma üzerinden değil, kültür, sanat, turizm ve doğa üzerinden de düşünmek gerekiyor. Bir kent insanlarına yalnızca ev ve iş yeri sunmamalı; aynı zamanda nefes alabilecekleri, vakit geçirebilecekleri ve kentin geçmişiyle bağ kurabilecekleri alanlar da oluşturmalı.

Sokak hayvanları da kent yaşamının bir parçası
Nilüfer’de Karacaoba Mahallesi’nde hizmet vermeye başlayan Umut Ağacı Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Sahiplendirme Merkezi de sosyal belediyecilik açısından önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor. Yaklaşık 3 bin sokak hayvanına yaşam alanı sağlayacak merkezin, hem hayvanların daha uygun koşullarda barındırılması hem de sahiplendirme çalışmalarının güçlendirilmesi açısından katkı sağlaması bekleniyor.
Aslında bu konu da kent yönetiminin yalnızca asfalt, yol ve imar planlarından ibaret olmadığını gösteriyor. Yaşadığımız şehirde insanlar kadar diğer canlıların da yaşam hakkını gözeten bir anlayışın oluşturulması gerekiyor.

Teknoloji artık belediyeciliğin ayrılmaz parçası
Nilüfer Belediyesi’nin Kent Rehberi ve İmar Durumu Sorgulama sistemini yenilemesi ise başka bir dönüşümün işareti. Vatandaş artık belediye hizmetlerine ulaşmak için her konuda kuruma gitmek istemiyor; bilgiye hızlı, anlaşılır ve mümkün olduğunca şeffaf biçimde ulaşmak istiyor.
Üç boyutlu bina inceleme ve akıllı imar danışmanı gibi özelliklerin sisteme eklenmesi, vatandaşın karmaşık teknik bilgileri daha kolay anlamasına yardımcı olabilir. Bu tür uygulamalar yaygınlaştıkça belediye ile vatandaş arasındaki iletişimin de daha hızlı ve şeffaf hale gelmesi mümkün.

Peki bütün bunların ortak noktası ne?
Aslında bütün bu başlıkları yan yana koyduğumuzda karşımıza oldukça net bir tablo çıkıyor.
Ekokent planı…
Ulaşım…
Sanayi…
Tarım alanları…
Deprem…
Gölyazı…
Sokak hayvanları…
Dijital belediyecilik…
Bunların her biri farklı meseleler gibi görünse de hepsi aynı soruya bağlanıyor:

Nilüfer’i nasıl bir gelecek bekliyor?
Şadi Özdemir’in mahalle buluşmalarında ve basın toplantılarında sık sık vurguladığı “ortak akıl” anlayışı da burada önem kazanıyor. Çünkü böylesine hızlı büyüyen bir ilçenin geleceğini yalnızca belediyenin değil; vatandaşların, meslek odalarının, akademisyenlerin, sanayicilerin ve kentin bütün paydaşlarının birlikte düşünmesi gerekiyor.
Nilüfer bugün Bursa’nın en önemli ilçelerinden biri olabilir ama asıl başarı, bu büyümeyi sürdürebilir hale getirebilmekte yatıyor.
Daha fazla bina yapmak kolay olabilir.
Yeni yollar açmak da mümkün olabilir.
Yeni sanayi alanları oluşturmak da…
Ancak bütün bunları yaparken tarım topraklarını korumak, deprem riskini azaltmak, ulaşımı çözmek, sosyal yaşam alanlarını artırmak ve ilçenin doğal ve kültürel değerlerini geleceğe taşımak asıl mesele.
Çünkü kent dediğimiz şey sadece beton, asfalt ve binalardan oluşmuyor.
Kent, içinde yaşayan insanların hayatıdır.
Bu nedenle Nilüfer’in önündeki en önemli soru bence artık “Ne kadar büyüyeceğiz?” değil.
“Büyürken nasıl bir Nilüfer bırakacağız?”
İşte asıl tartışmayı burada başlatmamız gerekiyor.








YORUMLAR