Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ferit Gücüyener

Bursa’da bir sabah…

Bursa’da sabahın nasıl başladığını görmek için aslında çok uzağa gitmeye gerek yok. Gün daha tam anlamıyla aydınlanmadan sokağa çıktığınızda, şehrin yavaş yavaş hareketlendiğini, gecenin sessizliğinin yerini ayak seslerine, araçların gürültüsüne ve uzaktan gelen simitçi seslerine bıraktığını görürsünüz.

Bir apartmanın kapısı açılır, uykulu gözlerle işe gitmek için evinden çıkan bir Bursalı kaldırıma adımını atar. Belki daha kahvaltısını bile tam yapamamıştır, belki evden çıkarken eşine “Akşam görüşürüz” demiş, çocuğunun üzerini örtüp sessizce kapıyı kapatmıştır. Aklında gün boyunca yapacağı işler, ödemesi gereken faturalar, yetişmesi gereken toplantılar vardır ama yine de her sabah olduğu gibi yolunu tutar.

Biraz ileride otobüs durağında öğrenciler beklemektedir. Kimi telefonuna bakıyor, kimi arkadaşına bir şeyler anlatıyor, kimi ise daha gün başlamadan sınavı düşünüyor. Otobüsün geleceği yöne doğru bakarken aralarında “Daha gelmedi mi?” diye soran biri mutlaka çıkar. Çünkü Bursa’da öğrenci olmak biraz da sabahın erken saatlerinde duraklarda beklemeyi, kalabalık otobüslere yetişmeyi ve okul yolunda uykuyla mücadele etmeyi öğrenmek demektir.

Durağın hemen yakınında ise simitçi çoktan işinin başına geçmiştir. O, çoğumuzdan önce uyanmış, simitlerini tezgâhına dizmiş ve günün ilk müşterisini beklemeye başlamıştır. Sabahın telaşı içinde yanından geçen insanların kimisi aceleyle bir simit alıp yoluna devam ederken, kimisi birkaç dakika durup çayını yudumlar. Simitçinin yüzünde ise alışılmış bir sabah sakinliği vardır; çünkü onun için gün çoktan başlamış, şehir henüz uyanırken o çoktan ekmeğinin peşine düşmüştür.

Başka bir mahallede emekli bir Bursalı, her sabah yaptığı gibi evinden çıkıp kısa bir yürüyüşe başlamıştır. Belki pazara gidecektir, belki kahvede arkadaşlarıyla buluşacaktır, belki de sadece biraz hava almak istemiştir. Mahallesindeki esnafı gördüğünde selam verir, karşılığında “Günaydın amca” sözünü duyar ve yoluna devam eder. Yıllardır aynı sokaklardan geçtiği için bu mahallede kimin ne iş yaptığını, hangi dükkânın ne zaman açıldığını, hangi fırından ekmek almanın daha iyi olduğunu bilir.

Şehrin başka bir tarafında ise fabrikaların yolu tutulmuştur. Servis araçları birbiri ardına yollara çıkarken, işe yetişmeye çalışan işçiler duraklarda beklemekte, bazıları ise çoktan fabrikaların kapısından içeri girmektedir. Onların sabahı biraz daha farklıdır; çünkü çoğu için mesai, şehir henüz tam anlamıyla uyanmadan başlamıştır. Evde bıraktıkları çocuklarını, eşlerini ve günlük hayatın küçük telaşlarını geride bırakıp ekmek parası kazanmak için işlerinin başına geçerler.

Bursa’nın sabahında bütün bu insanlar birbirlerinden habersiz gibi görünür ama aslında aynı hikâyenin içindedir. Biri işe giderken diğeri okula, biri dükkânını açarken diğeri fabrikaya yetişmeye çalışır; yolları, durakları, caddeleri ve sokakları paylaşırken her birinin hayatında bambaşka bir telaş vardır.

Saat ilerledikçe şehir de iyice hareketlenir. Trafik yoğunlaşır, otobüsler kalabalıklaşır, kaldırımlar insanlarla dolar ve dükkânların kepenkleri birer birer açılır. Bir fırından sıcak ekmek kokusu gelirken, bir kahvehanenin önünde ilk çaylar içilmeye başlanır. Bir anne çocuğunu okula bırakmak için elinden tutarken, başka bir baba işe yetişebilmek için hızlı adımlarla yoluna devam eder.

Bütün bunlara uzaktan baktığınızda aslında Bursa’nın gerçek hikâyesini görürsünüz.

Çünkü bir şehri yalnızca büyük binaları, yolları, meydanları ya da yapılan projeleriyle anlatmak mümkün değildir. Bir şehrin gerçek hayatı, sabahın ilk saatlerinde evinden çıkan insanların yüzünde, otobüs durağında bekleyen öğrencinin çantasında, simitçinin sıcak simitlerinde, emeklinin mahalle selamında ve fabrikaya yetişmek için servise koşan işçinin adımlarında saklıdır.

Belki aynı otobüste yan yana oturuyoruz ama birbirimizin hikâyesini bilmiyoruz. Yanımızdan geçen insanın akşam eve giderken ne düşüneceğini, sabah evden çıkarken neleri geride bıraktığını ya da o gün neyin peşinden koştuğunu bilmiyoruz.

Ama hepimizin ortak bir tarafı var.

Hepimiz yeni bir güne başlıyoruz.

Kiminin beklentisi büyük, kiminin derdi küçük, kiminin umudu yüksek, kiminin ise sadece sakin bir gün geçirmek istiyor. Fakat sabah olduğunda herkes bir şekilde evinden çıkıyor ve Bursa’nın yollarında kendi hikâyesinin peşinden gidiyor.

Güneş yükseldikçe sabahın serinliği kayboluyor, şehir tamamen kendine geliyor ve biz günlük hayatın telaşına karışıyoruz. O sırada belki fark etmiyoruz ama Bursa, her sabah binlerce insanın hikâyesini aynı sokaklarda buluşturuyor.

İşte bu yüzden Bursa’yı bazen bir meydandan, bir tarihi yapıdan ya da yüksek bir binadan değil, sabah işe giden bir insanın adımlarından anlatmak gerekiyor.

Çünkü Bursa’nın gerçek sesi, sabahın erken saatlerinde duyuluyor.

Bir otobüs durağında…

Bir simitçinin tezgâhında…

Bir emeklinin selamında…

Bir öğrencinin okul yolunda…

Ve fabrikaya yetişmeye çalışan bir işçinin telaşında…

Bursa’da bir sabah böyle başlıyor.

Ve aslında her sabah, bu şehirde binlerce insan kendi hikâyesini yeniden yazmaya başlıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER