Bursa’yı anlatırken çoğu zaman sanayisinden, tarihinden, ticaretinden, kültüründen ve yeşilinden söz ederiz. Oysa bir şehrin gerçek gücü, geleceğini nasıl yetiştirdiğinde saklıdır. Bursa’nın bugün önemli bir eğitim merkezi haline gelmesinde çok sayıda eğitimcinin, akademisyenin ve kurumun emeği var. Bu hikâyenin dikkat çeken isimlerinden biri de hiç kuşkusuz Gıyasettin Bingöl.
Onun hikâyesine baktığımızda sadece bir eğitim yatırımcısının başarı öyküsünü görmüyoruz. Karşımıza kitapla başlayan, emekle büyüyen, çocuklardan gençlere uzanan ve sonunda bir üniversiteye kadar ulaşan uzun soluklu bir eğitim yolculuğu çıkıyor. Belki de bu nedenle Gıyasettin Bingöl’ün Bursa’daki eğitim çalışmalarını yalnızca açılan okullar veya kurulan kurumlar üzerinden değerlendirmek yerine, şehre bırakılan kalıcı bir eğitim mirası olarak görmek gerekiyor.
Muş’un Varto ilçesine bağlı Kayalıdere Köyü’nde başlayan hayat hikâyesi, Erzurum ve ardından Bursa’ya uzanıyor. Öğrencilik yıllarında çalışarak hayatını sürdüren Bingöl’ün kitapçılıkla tanışması ise yaşamının önemli dönüm noktalarından biri oluyor. Kitapçılık zaman içerisinde onun için yalnızca bir meslek olmaktan çıkıyor; eğitime, gençlere ve geleceğe açılan bir kapıya dönüşüyor.
1989 yılında Bursa’da Sınav Dergisi Dershaneleri ile başlayan eğitim yolculuğu, yıllar içerisinde büyüyerek bugün okul öncesinden yükseköğretime kadar uzanan geniş bir yapıya dönüşmüş durumda. Aslında burada çok önemli bir değişim var. Çünkü başlangıçta sınavlara hazırlanan öğrencilerle kurulan bağ, zamanla çocukların eğitim hayatının tamamını kapsayan bir anlayışa evriliyor.
Bugün anaokulu ve Çocuk Üniversitesi ile başlayan eğitim süreci, ilkokul ve ortaokulla devam ediyor; Anadolu Lisesi ve Fen Lisesi ile öğrencileri yükseköğretime hazırlıyor. Kurs merkezleri ise okul dışında sınavlara hazırlanan öğrencilere destek sağlıyor. Ancak bu yapının dikkat çeken tarafı sadece akademik başarıya odaklanmaması. Spor salonlarından kütüphanelere, konferans salonlarından laboratuvarlara, sanat ve müzik atölyelerinden sosyal alanlara kadar öğrencinin farklı yönlerini geliştirebileceği bir eğitim ortamı oluşturulması, “çocuğu sadece sınava değil hayata hazırlama” anlayışını ortaya koyuyor.

Bence bugün eğitimde en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de tam olarak bu. Çocuklarımızın yalnızca test çözen, sınav kazanan bireyler olmasını değil; düşünen, sorgulayan, üreten, sanatla, sporla, kültürle ve bilimle ilgilenen gençler olarak yetişmesini sağlamalıyız.
Bursa’nın eğitim kültürüne yeni bir değer
Bursa zaten eğitim ve kültür konusunda güçlü bir geçmişe sahip. Yüzyıllardır ilmin, sanatın ve kültürün önemli merkezlerinden biri olan bu şehirde bugün de üniversitelerden okullara, kütüphanelerden kültür merkezlerine kadar geniş bir eğitim ağı bulunuyor. Fakat bir şehri gerçekten eğitim şehri yapan sadece okul sayısı değildir. Eğitime verilen değer, kitaba duyulan ilgi, öğretmene gösterilen saygı, bilime duyulan inanç ve gençlere duyulan güvendir.
Gıyasettin Bingöl’ün Bursa’daki çalışmalarına da bu açıdan bakmak gerekiyor. Yıllar içerisinde ortaya çıkan yapı sadece eğitim kurumlarının büyümesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Bursa’nın insan kaynağına yapılan uzun vadeli bir yatırım anlamına geliyor.
Çünkü Bursa güçlü bir sanayi şehri. Otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar çok geniş bir üretim altyapımız var. Ancak dünya değişiyor. Yapay zekâ, dijitalleşme, robotik sistemler, yeşil dönüşüm ve yeni üretim teknolojileri hayatımıza hızla giriyor. Böyle bir dönemde Bursa’nın en büyük ihtiyaçlarından biri de geleceğin dünyasına hazır, nitelikli ve üretken insan kaynağı.
İşte üniversitelerin ve eğitim kurumlarının önemi burada ortaya çıkıyor.
Ve hikâyenin en önemli adımlarından biri: Mudanya Üniversitesi
Gıyasettin Bingöl’ün eğitim yolculuğunun en önemli duraklarından biri ise Mudanya Üniversitesi. 2022-2023 akademik yılında öğrencileriyle buluşan üniversite, Bursa’nın yükseköğretim hayatına yeni bir soluk getirdi.
Bana göre Mudanya Üniversitesi’ni sadece yeni kurulmuş bir üniversite olarak değerlendirmek eksik olur. Çünkü bu üniversitenin arkasında yıllara dayanan bir eğitim tecrübesi bulunuyor. Kitapçılıkla başlayan, dershanelerle büyüyen, okullarla genişleyen eğitim anlayışı, üniversite çatısı altında yeni bir boyut kazanıyor.
Bu aslında bir eğitim zincirinin tamamlanması anlamına geliyor. Çocuk Üniversitesi’ndeki minik bir öğrenciden lise sıralarındaki gence, oradan üniversitedeki genç yetişkine kadar uzanan bir yolculuk…
Bursa açısından bunun önemli bir değer olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir üniversitenin başarısı yalnızca kampüsündeki öğrenci sayısıyla ölçülmemeli. Üniversitenin şehirle ne kadar bütünleştiğine, Bursa’nın sanayisine, kültürüne, ekonomisine ve sosyal hayatına ne kadar katkı sunduğuna da bakmak gerekiyor.
Mudanya Üniversitesi’nin önümüzdeki yıllarda Bursa’nın iş dünyasıyla, sanayisiyle, yerel yönetimleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve kültür-sanat çevreleriyle daha güçlü bağlar kurması, hem üniversite hem de Bursa için önemli bir kazanım olacaktır.
Eğitime yapılan yatırımın karşılığı yıllar sonra alınır
Gıyasettin Bingöl’ün hikâyesinde beni en çok etkileyen taraflardan biri de eğitime yapılan yatırımın uzun vadeli olması.
Bir yol yaptığınızda hemen kullanılır. Bir bina yaptığınızda hemen hizmet vermeye başlar. Ama eğitim yatırımı farklıdır. Bugün bir çocuğa verdiğiniz eğitimin gerçek karşılığını belki 10, 20 yıl sonra görürsünüz.
Bugün anaokulunda oyun oynayan bir çocuk, yarının mühendisi olabilir. Bir laboratuvarda deney yapan lise öğrencisi geleceğin bilim insanına dönüşebilir. Üniversite sıralarında oturan bir genç, Bursa’nın yeni girişimcisini, akademisyenini, sanatçısını veya yöneticisini temsil edebilir.
İşte bu nedenle eğitime yapılan yatırımın değeri rakamlarla sınırlı değildir.
Gıyasettin Bingöl’ün Bursa’da eğitim alanında yaptığı çalışmaların yanı sıra doğduğu topraklara da eğitim yatırımlarıyla katkı sunması, bu hikâyenin sosyal yönünü de güçlendiriyor. Çünkü insanın kendi hayatında yaşadığı imkânları başkalarının hayatına dokunmak için kullanması, eğitimin en güzel taraflarından biri.
Bursa’nın geleceği eğitimde
Bursa’nın önümüzdeki yıllarda yalnızca bir sanayi ve ticaret şehri olarak değil, aynı zamanda güçlü bir eğitim, bilim ve kültür şehri olarak da anılması gerektiğine inanıyorum.
Bunun yolu ise üniversitelerimizi birbirinden ayrı kurumlar olarak görmekten değil, Bursa’nın ortak eğitim ekosisteminin parçaları olarak değerlendirmekten geçiyor.

Gıyasettin Bingöl’ün yıllar önce kitaplarla başlayan yolculuğunun bugün okullara, çocuk üniversitelerine, eğitim merkezlerine ve Mudanya Üniversitesi’ne uzanması bize aslında çok güzel bir şey söylüyor:
Bir insanın eğitime yaptığı yatırım, yalnızca bugünü değil, geleceği de değiştirir.
Bursa’nın geleceğini konuşurken yeni yolları, yeni fabrikaları, yeni projeleri elbette konuşacağız. Ama bütün bunların merkezinde insan olduğunu da unutmamalıyız.
Çünkü fabrikaları çalıştıracak olan insan.
Bilim üretecek olan insan.
Şehri yönetecek olan insan.
Kültürü yaşatacak olan insan.
Ve Bursa’yı geleceğe taşıyacak olan yine insan.
Bu nedenle Bursa’ya bırakılabilecek en değerli miraslardan biri iyi yetişmiş nesiller.
Gıyasettin Bingöl’ün eğitim hikâyesi de bana göre tam burada anlam kazanıyor. Bir kitapçı dükkânında başlayan yolculuk, bugün binlerce öğrencinin eğitim aldığı kurumlara ve bir üniversiteye kadar uzanıyor.
Belki de bir şehre yapılabilecek en güzel yatırım, çocukların ve gençlerin geleceğine dokunmaktır.
Bursa’nın geleceğini de işte bu gençler yazacak.
Ve onların eline ne kadar güçlü bir eğitim verirsek, Bursa’nın yarını da o kadar güçlü olacak.

YORUMLAR