Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ferit Gücüyener

Bursa büyüyor, ama Bursa nereye gidiyor?

Bursa değişiyor… Hem de bunu artık yalnızca yeni yapılan binalardan, açılan yollardan, yükselen kulelerden ya da açıklanan büyük projelerden anlamıyoruz. Sabah işe gitmek için yola çıkan vatandaşın trafikte geçirdiği zamandan, ev arayan gençlerin karşılaştığı fiyatlardan, mahallelerde birbiri ardına yükselen yapılardan ve yıllardır Bursa’da yaşayan insanların “Bursa artık eskisi gibi değil” sözlerinden de bu değişimi açıkça görebiliyoruz.

Bursa büyüyor. Sanayisiyle, nüfusuyla, yeni yatırımlarıyla, konut projeleriyle ve ulaşım yatırımlarıyla her geçen gün biraz daha genişliyor. Ancak bu büyümenin beraberinde getirdiği sorunlar da artık günlük hayatımızın bir parçası haline geliyor. Bu nedenle bugün Bursa adına yalnızca “Ne kadar büyüdük?” sorusunu değil, çok daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:

Bursa nereye gidiyor?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü Bursa bir taraftan Türkiye’nin en önemli üretim ve sanayi merkezlerinden biri olmanın avantajını yaşarken, diğer taraftan hızlı büyümenin getirdiği trafik, ulaşım, konut, altyapı, çevre ve kentleşme sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor.

Bazen eski Bursa fotoğraflarına bakıyorum. Heykel, Altıparmak, Setbaşı, Çarşamba, Tophane ve mahalle araları… Sokaklarda oynayan çocuklar, kapısının önünde oturan insanlar, birbirini tanıyan esnaf ve mahalle kültürü… Elbette o dönemin de kendine göre sorunları vardı, ancak şehir daha yavaş büyüyor ve insanlar yaşadıkları mahalleyle daha güçlü bir bağ kuruyordu.

Bugün ise Bursa’nın temposu çok farklı. Şehrin bir ucundan diğer ucuna ulaşmak bazen saatler alıyor. Sabah işe giden vatandaşın önemli bir bölümü zamanını trafikte geçiriyor. Yeni konut alanları oluşturuluyor, eski mahalleler dönüşüyor, şehir merkezinin sınırları her geçen gün biraz daha genişliyor.

Burada kimse değişime karşı değil.

Tam tersine Bursa’nın gelişmesi, modernleşmesi ve daha güçlü bir şehir haline gelmesi hepimizin ortak beklentisi.

Ancak gelişmek ile büyümek arasında önemli bir fark var.

Bir şehir sadece nüfusu arttığında büyür; ama yaşam kalitesi yükseldiğinde gelişir.

İşte Bursa’nın önündeki asıl mesele de burada başlıyor.

Büyümek mi, yaşanabilir olmak mı?

Bursa’nın bugün en çok konuştuğumuz başlıklarından biri kentsel dönüşüm. Deprem gerçeğini düşündüğümüzde bu dönüşümün ertelenmesi mümkün değil. Eski ve riskli yapıların yenilenmesi, insanların daha güvenli konutlarda yaşaması gerekiyor. Ancak kentsel dönüşümü yalnızca eski binayı yıkıp yerine yeni bir bina yapmak olarak değerlendirirsek önemli bir noktayı gözden kaçırmış oluruz.

Çünkü bir mahalleyi dönüştürmek, sadece binaları yenilemek anlamına gelmez.

O mahallenin yollarını, otoparkını, okulunu, parkını, sosyal alanlarını ve ulaşım bağlantılarını da yeniden düşünmek gerekir. Bir bölgede yüzlerce eski bina yıkılıp yerine çok daha fazla konut yapılırken aynı oranda sosyal donatı ve ulaşım altyapısı oluşturulmazsa, aslında bir problemi çözerken başka bir problem yaratmış oluruz.

Bursa’nın geleceğinde kentsel dönüşüm mutlaka olmalı; ancak bu dönüşüm insan merkezli olmalı.

Çünkü vatandaşın ihtiyacı sadece sağlam bir bina değildir. İnsanların çocuklarını götürebileceği bir parka, yürüyebileceği kaldırımlara, aracını bırakabileceği bir otoparka, kolay ulaşabileceği toplu taşımaya ve nefes alabileceği yeşil alanlara da ihtiyacı vardır.

Bursa’nın trafik sorunu da aslında bu büyük tablonun bir parçası.

Her gün aynı saatlerde aynı caddelerde oluşan yoğunluğu artık hepimiz biliyoruz. Sabah işe giderken, akşam eve dönerken, hafta sonu şehir içinde hareket ederken trafikle karşılaşıyoruz. Elbette büyüyen her şehirde trafik sorunu yaşanabilir, ancak Bursa’nın nüfusu ve ekonomik hareketliliği arttıkça ulaşım konusu artık yalnızca günlük bir sorun olmaktan çıkıp şehrin geleceğini belirleyen en önemli konulardan biri haline geliyor.

Daha fazla yol yapmak elbette bazı bölgelerde rahatlama sağlayabilir. Fakat yalnızca yeni yollar açarak bu sorunu kalıcı biçimde çözmek mümkün değil. Çünkü daha fazla yol, bir süre sonra daha fazla araç anlamına da gelebiliyor.

Bursa’nın geleceğinde güçlü bir toplu ulaşım sistemine, raylı sistem yatırımlarına, birbirine entegre ulaşım hatlarına ve insanların otomobile mecbur kalmadan şehir içinde hareket edebileceği bir yapıya ihtiyaç var.

Çünkü ulaşım sadece bir yerden başka bir yere gitmek değildir.

Ulaşım, insanların hayatından ne kadar zaman çaldığınızla da ilgilidir.

Bir insan her gün işe giderken ve eve dönerken saatlerini yolda geçiriyorsa, o şehirde ulaşım sorunu yalnızca trafik sorunu olmaktan çıkar; yaşam kalitesi sorununa dönüşür.

Bursa’nın yeşili, tarımı ve geleceği

Bursa’nın kimliğinde yeşilin çok özel bir yeri var. Zaten şehrin adı bile bize bunu hatırlatıyor. Uludağ’dan ovaya, tarihi mahallelerden kırsal bölgelere kadar Bursa’nın en önemli özelliklerinden biri doğayla kurduğu bağ.

Ancak şehir büyüdükçe bu bağın korunması da giderek zorlaşıyor.

Bugün şehrin dışında gördüğümüz bir alanın birkaç yıl sonra yeni bir yerleşim bölgesine dönüşmesi mümkün. Tarım arazilerinin, doğal alanların ve yeşil bölgelerin yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalması ise yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesi.

Çünkü bugün kaybettiğimiz bir tarım alanını yarın yeniden kazanmak kolay değil.

Bugün yok ettiğimiz bir yeşil alanın yerine yıllar sonra birkaç ağaç dikmek de aynı şey değil.

Bu nedenle Bursa’nın geleceğini planlarken yalnızca bugünün ihtiyaçlarına bakmamak gerekiyor. Önümüzdeki 10, 20 hatta 30 yılı düşünerek hareket etmek zorundayız.

Çünkü bugün aldığımız kararların sonuçlarını belki bizden çok çocuklarımız yaşayacak.

Bununla birlikte Bursa’nın sanayi ve üretim gücünü de göz ardı edemeyiz. Otomotivden tekstile, makineden gıdaya kadar birçok sektörde Bursa’nın Türkiye ekonomisinde önemli bir yeri bulunuyor. Binlerce insan geçimini bu şehirdeki üretimden sağlıyor ve Bursa’nın yeni yatırımlara, yeni istihdam alanlarına ihtiyacı var.

Dolayısıyla mesele sanayi olsun mu, olmasın mı tartışması değil.

Mesele, sanayi ile yaşam alanlarının, üretim ile çevrenin, büyüme ile şehir planlamasının doğru bir dengede buluşturulması.

Bursa bunu başarabilir.

Çünkü Bursa’nın ekonomik gücü de var, insan kaynağı da var, tarihi de var, doğal zenginliği de var.

Eksik olan şey, bütün bu değerleri aynı şehir planının içerisinde doğru şekilde buluşturabilmek.

Bir de Bursa’nın gençlerini düşünmek gerekiyor.

Bugün üniversitelerde okuyan, eğitimini tamamlayan ve hayatını kurmaya çalışan gençler Bursa’da kendilerine nasıl bir gelecek görecek? İyi bir iş bulabilecek mi? Kendi evini kurabilecek mi? Kültür ve sosyal hayat açısından kendisini geliştirebileceği alanlara ulaşabilecek mi?

Bunlar da bir şehrin gelişmişliğini gösteren önemli ölçüler.

Bir şehir gençlerine gelecek umudu verebiliyorsa gerçekten büyüyor demektir.

Bursa büyürken Bursa olarak kalabilecek mi?

Bütün bu tartışmaların yanında belki de en önemli konuyu unutmamak gerekiyor: Bursa’nın ruhunu.

Hanları, hamamları, çarşıları, tarihi mahalleleri, Uludağ’ı, İznik’i, Mudanya’sı, Gölyazı’sı, Cumalıkızık’ı, geleneksel esnaf kültürü, mutfağı ve kendine özgü yaşam biçimiyle Bursa’yı Bursa yapan çok sayıda değer var.

Şehir büyürken bunları koruyamazsak elimizde yalnızca büyük bir şehir kalabilir.

Oysa bizim ihtiyacımız olan şey sadece büyük bir Bursa değil.

Güzel, yaşanabilir ve kimliğini koruyan bir Bursa.

Bugün yeni bir yol yapmak mümkün. Yeni bir bina yapmak mümkün. Yeni bir alışveriş merkezi, yeni bir konut bölgesi, yeni bir sanayi alanı oluşturmak mümkün.

Ama kaybolan bir şehir kültürünü yeniden oluşturmak o kadar kolay değil.

Bu nedenle Bursa’nın geleceğini konuşurken sadece “Ne yapılacak?” sorusunu sormak yeterli değil.

Bir adım daha ileri gidip “Bunu yaptığımızda Bursa nasıl bir şehir olacak?” diye sormamız gerekiyor.

Çünkü bugün verilen her karar, yarının Bursa’sını şekillendiriyor.

Bugün yapılan bir yol, yarın o bölgedeki yaşam biçimini değiştirebilir.

Bugün verilen bir imar kararı, yıllar sonra binlerce insanın yaşayacağı bir bölgenin kaderini belirleyebilir.

Bugün korunmayan bir yeşil alan, yarın çocuklarımızın nefes alacağı bir alanın kaybedilmesi anlamına gelebilir.

Bugün doğru planlanmayan bir dönüşüm, yıllar sonra başka bir sorunun başlangıcı olabilir.

Bu yüzden Bursa’nın önündeki soru aslında çok basit ama bir o kadar da önemli:

Nasıl bir Bursa istiyoruz?

Sadece daha kalabalık bir Bursa mı?

Daha fazla binanın olduğu bir Bursa mı?

Daha fazla aracın dolaştığı bir Bursa mı?

Yoksa insanların işe, okula ve evine daha kolay ulaşabildiği; çocukların güvenli alanlarda büyüdüğü; yaşlıların mahallesinde huzurla yaşayabildiği; gençlerin geleceğini burada kurabildiği; tarihiyle, doğasıyla ve ekonomisiyle dengeli bir Bursa mı?

Bence artık Bursa’yı konuşurken rakamlardan biraz uzaklaşıp insanı konuşmanın zamanı geldi.

Çünkü şehirlerin gerçek büyüklüğü nüfuslarıyla değil, insanlarına sundukları hayatla ölçülür.

Bursa büyüyecek.

Bundan kaçış yok.

Yeni insanlar gelecek, yeni yatırımlar yapılacak, yeni yollar ve yeni yapılar ortaya çıkacak.

Ancak asıl mesele büyümek değil.

Asıl mesele, büyürken Bursa olarak kalabilmek.

Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şu:

Biz çocuklarımıza nasıl bir Bursa bırakmak istiyoruz?

Bu sorunun cevabını bugün verirsek, yarının Bursa’sını da bugünden şekillendirmiş oluruz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER