Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Tahran yönetiminin karşılıklarını Körfez hattında göstermesi, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar başta olmak üzere bölge ülkelerinde ciddi bir güvenlik sorgulaması başlattı.
Gelişmiş hava savunma sistemlerine rağmen, İran’dan gelen füze ve kamikaze İHA’ların tamamen engellenememesi dikkat çekti. Suudi Arabistan’daki petrol tesislerinin hedef alınması, Dubai’de kritik noktaların zarar görmesi ve Katar’daki gaz üretim merkezlerinin vurulması, mevcut savunma anlayışının yetersizliğini ortaya koydu.
“Savunma stratejileri yeniden şekilleniyor”
Savunma Sanayii Uzmanı Yusuf Akbaba, yaşanan sürecin yalnızca askeri değil, siyasi geçmişle de bağlantılı olduğunu vurguluyor. Daha önce Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan arasında yaşanan siyasi gerilimlerin savunma iş birliklerini de olumsuz etkilediğini hatırlatan Akbaba, Katar ile yakın ilişkilere rağmen savunma tedarikinin istenilen seviyeye ulaşamadığını belirtiyor.
Aynı şekilde Bahreyn ve Umman’ın da Türk savunma ürünlerine mesafeli yaklaştığını ifade eden Akbaba, Körfez ülkelerinin uzun süre ABD, Avrupa, Çin ve Güney Kore gibi alternatiflere yöneldiğini dile getirdi.
“Türkiye sahada kendini kanıtladı”
Son gelişmelerle birlikte dengelerin değiştiğine dikkat çeken Akbaba, Türkiye’nin özellikle İHA, füze ve hava savunma sistemlerinde sahada kendini kanıtladığını belirtti. Çin’den alınan bazı sistemlerin beklentileri karşılamaması ve Güney Kore’nin üretim kapasitesinin sınırlı olması, Körfez ülkelerini yeni arayışlara itti.
Artan tehditler nedeniyle acil savunma ihtiyacının doğduğunu ifade eden Akbaba, bu süreçte Türkiye’ye yönelik talebin hızla arttığını söyledi.
Yeni dönemde adres Ankara olabilir
Uzmanlara göre, tüm çekincelere rağmen Körfez ülkeleri önümüzdeki süreçte Türkiye ile daha yakın savunma iş birliklerine yönelebilir. Türk savunma sanayiinin hem teknolojik kabiliyeti hem de artan üretim kapasitesi, Ankara’yı bölge için güçlü bir alternatif haline getiriyor.
Yaşanan gelişmeler, Orta Doğu’da savunma dengelerinin yeniden şekillendiğini ve Türkiye’nin bu yeni denklemde daha belirleyici bir rol üstlenebileceğini gösteriyor.

