Sabahın ilk çayı, öğleden sonra kahvesi, akşam yemeğinin ardından yeniden bir fincan çay… Bizim kültürümüzde çay ve kahve yalnızca birer içecek değil; sohbetin bahanesi, misafirliğin tamamlayıcısı, günün küçük molasıdır. Hele çay söz konusu olduğunda, “Bir çay içelim” cümlesinin çoğu zaman gerçekten sadece çay içmek anlamına gelmediğini hepimiz biliriz.
Fakat burada küçük ama önemli bir ayrıntı var: Çay ve kahvenin sıcaklığı. Çünkü mesele bu içeceklerin kendisinden çok, onları ne kadar sıcak tükettiğimiz olabilir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün kanser araştırmaları kuruluşu IARC, 65 derecenin üzerindeki çok sıcak içecekleri insanlar için “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırıyor. Buradaki dikkat çekici nokta ise çay veya kahvenin içeriğinden ziyade, içeceğin sıcaklığı. Yani mesele “Çay ve kahve kanser yapıyor” kadar basit değil. Asıl mesele, çok sıcak içeceklerin yemek borusunu tekrar tekrar yüksek sıcaklığa maruz bırakması.
Düşünün… Çay ya da kahve geliyor. Daha birkaç dakika önce hazırlanmış, üzerinden duman yükseliyor. Biz ise beklemek yerine ilk yudumu alıyoruz. Dilimiz yanıyor, bir an geri çekiliyoruz ama sonra yine içmeye devam ediyoruz. Bunu bir kez yapmak elbette kanser olacağımız anlamına gelmiyor. Ancak çok sıcak içecekleri uzun yıllar boyunca düzenli şekilde tüketmek, yemek borusunda tekrarlayan termal tahrişe neden olabiliyor.
Vücut kendini sürekli yeniliyor. Ancak sürekli tekrarlanan hasar ve tahriş, hücresel süreçler açısından istenmeyen bir durum oluşturabiliyor. Bilim insanlarının dikkat çektiği nokta da tam olarak burada.
Peki çay ve kahveyi bırakacak mıyız?
Hayır. Zaten konunun özü de bu değil. Çay veya kahvenin tamamen hayatımızdan çıkarılması gerektiği yönünde bir mesaj yok. Tartışılan konu, içecekleri yakacak kadar sıcak tüketme alışkanlığı.
Belki de yapacağımız en basit değişiklik şu: Çay ve kahveyi biraz bekletmek. Bardağı elimize aldığımızda hemen içmek yerine birkaç dakika soğumasını beklemek, dumanı tüten kahveyi aceleyle tüketmemek, “Çok sıcak ama olsun” dememek…
Bunlar küçük davranışlar gibi görünüyor. Fakat sağlığımız söz konusu olduğunda bazen en anlamlı değişiklikler de böyle küçük alışkanlıklardan çıkıyor.
Çay ve kahve kültürümüz değişmez, alışkanlığımız değişebilir
Çayı bırakmak mı? Kahveden vazgeçmek mi? Kolay değil.
Türkiye’de çayın da kahvenin de yeri ayrı. Kahvaltıda, iş yerinde, kahvede, evde, misafirlikte… Günün farklı saatlerinde hayatımızın içindeler. O halde mesele çay ve kahveyi hayatımızdan çıkarmak değil, onları biraz daha bilinçli tüketmek.
Çünkü bazen sağlığımızı korumak için büyük kararlar almamız gerekmiyor. Bir fincanı birkaç dakika bekletmek bile gereksiz sıcaklık maruziyetini azaltabilir.
Belki de bundan sonra önümüze gelen çay veya kahveye bakarken sadece “Taze mi?” diye değil, “Biraz daha soğumasını beklesem mi?” diye de düşünmek gerekiyor.
Çünkü çay ve kahve hayatımızın vazgeçilmezleri olabilir; ama onları ne kadar sıcak içtiğimiz de sağlığımız açısından önem taşıyor.








YORUMLAR