Tarımda kanun çok, sahada çözüm yok: Hobi bahçeleri çıkmazı ve acı gerçekler…

Bizler sahada, toprağın tam merkezinde proje üreten; üreticinin derdiyle dertlenen teknik insanlar olarak yıllardır aynı gerçeği söylüyoruz: Tarımda yalnızca kanun çıkarmak yetmez. Asıl mesele, o kanunun sahada karşılığının olması, uygulanabilir olması ve mühendislik vizyonuyla hazırlanmasıdır. Ne yazık ki 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yeni torba kanun, tarımsal arazileri koruma adına hobi bahçeleri meselesine […]

Bizler sahada, toprağın tam merkezinde proje üreten; üreticinin derdiyle dertlenen teknik insanlar olarak yıllardır aynı gerçeği söylüyoruz: Tarımda yalnızca kanun çıkarmak yetmez. Asıl mesele, o kanunun sahada karşılığının olması, uygulanabilir olması ve mühendislik vizyonuyla hazırlanmasıdır.

Ne yazık ki 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yeni torba kanun, tarımsal arazileri koruma adına hobi bahçeleri meselesine çözüm getirmek yerine, mevcut düğümü daha da sıkılaştırmıştır.

Siyaset dünyası bu meseleyi “Cumhurbaşkanı komisyon kurdu”, “Şu vekil söz verdi” gibi kulis haberleriyle geçiştirebilir. Ancak biz teknik insanlar için önemli olan; hukuki düzenlemenin sahada nasıl uygulanacağı, vatandaşın ne yaşayacağı ve tarım arazilerinin gerçekten korunup korunmayacağıdır.

Sorumluluğu başkasına atan, yalnızca cezayı artıran bir anlayışla ne toprak korunur ne de vatandaşın mağduriyeti giderilir.

Kâğıt Üzerinde Kalan Kanunlar

Türkiye’de tarım konusunda mevzuat eksikliği yoktur. Asıl sorun; uygulama, denetim ve kararlılık eksikliğidir.
Bunun en açık örneği, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’dur. Yıllardır tarım arazilerinin korunması gerektiği söyleniyor, kanunlar çıkarılıyor, yönetmelikler yayımlanıyor. Ancak sahaya baktığımızda birinci sınıf tarım arazilerinin kaçak yapılaşmayla parça parça yok edildiğini görüyoruz.

Bir başka örnek ise tarımsal desteklerdir. Kanun açıkça, bütçeden tarımsal desteklere ayrılacak kaynağın gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamayacağını söyler. Fakat yıllardır bu hedefin gerisinde kalınmıştır. Demek ki mesele sadece kanuna madde koymak değildir; o maddeyi hayata geçirecek iradeyi ortaya koymaktır.

Hobi bahçeleri konusunda da aynı tablo karşımızdadır. Son yıllarda kanunlar, yönetmelikler ve cezalar arttı. Ancak zemin etüdü yapılmadan, arazi kullanım planlaması oluşturulmadan, toplumsal talep doğru okunmadan çıkarılan her düzenleme sorunu çözmek yerine büyütmektedir.
Bir tarafta kaçak yapılaşmayla delik deşik edilen verimli tarım arazileri var. Diğer tarafta ekonomik imkânsızlıklar içinde çocuğunun ayağı toprağa değsin isteyen, küçük bir alanı değerlendirmek isteyen vatandaş var.

Bu iki gerçeği görmeden, mühendislik odalarının görüşünü almadan, sahayı dinlemeden gece yarısı çıkarılan torba yasalarla kalıcı çözüm üretilemez.

Cezalar Ağırlaştı, Peki Çözüm Nerede?

20 Haziran 2026’da yürürlüğe giren yeni düzenleme ile cezalar ciddi şekilde artırıldı. Özellikle izinsiz yapı ve tesislere elektrik, su ve doğal gaz aboneliği verilmesi yasaklandı.
Bu kurala aykırı davranan kurumlara abone başına 100 bin lira idari para cezası uygulanacak. Cezanın tebliğinden itibaren 30 gün içinde abonelik iptal edilmezse, aboneliğin devam ettiği her ay için yeniden 100 bin lira ceza kesilecek.

Burada sorulması gereken soru şudur: Kaçak yapılaşmayı zamanında önlemekle görevli olan kamu kurumları, denetim görevini neden dağıtım şirketlerinin ve belediyelerin üzerine bırakmaktadır?
Kaçak yapıyı oluşmadan engellemek yerine, yapı bittikten sonra elektrik, su ve doğal gaz üzerinden ceza kesmek; sorunu çözmek değil, sorunu başka kurumların sırtına yüklemektir.
Metrekare başına uygulanan cezalar da çok ağırlaştırılmıştır. Daha önce düşük seviyelerde olan cezalar, bugün metrekare başına binlerce liraya çıkarılmıştır. Büyük Ova Koruma Alanları içinde ise cezalar daha da artmaktadır.
Elbette tarım arazisini tahrip eden, toprağı amaç dışı kullanan ve kaçak yapılaşmaya giden herkes gerekli yaptırımla karşılaşmalıdır. Buna kimsenin itirazı yoktur.

Ancak ceza tek başına çözüm değildir.
Vatandaşa “Yapma” demek kolaydır. Asıl mesele, vatandaşın neden bunu yaptığını anlamak ve ona alternatif üretmektir. Planlı hobi bahçeleri, kontrollü üretim alanları, kooperatif modeli, yerel yönetimlerle ortak projeler ve tarım dışı alanlarda oluşturulacak sosyal bahçeler gibi seçenekler ortaya konulmadan, sadece yıkım ve ceza konuşmak çözüm değildir.
“Müjde” Deniliyor Ama Sahada Belirsizlik Var
Yasa çıktıktan sonra bazı maddeler kamuoyuna “müjde” olarak sunuldu. Ancak Türkiye genelinde sayıları binleri bulan hobi bahçelerinin fiziki akıbeti konusunda hâlâ net bir çözüm modeli ortada yoktur.

Bu bahçeler ne olacak?
Vatandaşın yaptığı yapılar nasıl değerlendirilecek?
Tarım arazileri nasıl rehabilite edilecek?
Yerel yönetimlerin görev ve yetkileri ne olacak?

Bu soruların hiçbirine sahada uygulanabilir, teknik ve adil bir cevap verilmiş değildir.
Sadece ceza makbuzu keserek, maliyetleri artırarak veya sorumluluğu belediyelere devrederek tarım arazilerini koruyamazsınız.
Tarım arazisini korumak istiyorsanız önce arazi kullanım planlamasını doğru yapacaksınız. Hangi alanın üretimde kalacağı, hangi alanın sosyal kullanım için ayrılacağı, hangi bölgede yapılaşmaya kesinlikle izin verilmeyeceği bilimsel verilerle belirlenecek.
Sonra denetimi zamanında yapacaksınız.


En önemlisi de, bu kararları masa başında değil; ziraat mühendisleriyle, şehir plancılarıyla, yerel yönetimlerle, üreticilerle ve vatandaşla birlikte alacaksınız.
Tarım arazilerini korumanın yolu günübirlik torba yasalar değildir. Tarım arazilerini korumanın yolu; mühendislik vizyonuyla hazırlanmış, adil, uygulanabilir ve kararlı bir toprak politikasıdır.
Kanun çok olabilir. Ceza da artırılabilir.
Ama sahada çözüm yoksa, toprağın sesi duyulmuyorsa ve vatandaşın derdi görülmüyorsa; o kanunlar sadece kâğıt üzerinde kalır

Exit mobile version