Pencere Önü Düşünceleri: Kim Bu Şeytan
Sahi, Kim Bu Şeytan? Geçen gün evde tek başımaydım. Dışarıda hafif bir rüzgâr, elimde tütmekte olan sıcak bir kahve… Pencerenin kenarına ilişip öylece dışarıyı izlemeye koyuldum. Sokaktan geçen insanlar, telaşlı koşturmacalar, herkesin yüzündeki o gergin ve aceleci ifade… Sonra ister istemez sabah okuduğum haberler geldi aklıma. Dünyanın dört bir yanındaki adaletsizlikler, insanların birbirine karşı o tahammülsüzlüğü, içimizdeki o hiç bitmek bilmeyen, her şeyi yutmak isteyen hırslarımız…
Tam o sırada, kahvemden derin bir yudum alırken kafamın içinde o eski, insanlık tarihi kadar kadim soru belirdi: “Sahi, gerçekten Şeytan diye biri var mı?”
Tabii burada durup bir netleşelim. Çocukken mahalle hocalarından ya da masallardan dinlediğimiz o kırmızı tenli, keçi boynuzlu, elinde devasa bir çatalıyla karanlık kuytularda bizi bekleyen fantastik figürden bahsetmiyorum. O işin biraz sinematik, biraz da çocukları yaramazlık yapmaktan alıkoymak için uydurulmuş animasyon kısmı. Benim kastettiğim; insanı o saf iyilikten, içindeki şefkatten, vicdandan ve aslında kendi özünden saptıran o “görünmez, tekinsiz güç.”
Gelin bu konuyu, kalıplaşmış dogmaları, ezberlenmiş vaazları ve bizi korkutmak için anlatılan hikayeleri bir kenara bırakarak masaya yatıralım. Tamamen insani, samimi ve içsel bir pencereden, sanki karşılıklı iki dost gibi kahve eşliğinde konuşalım.

Metafor mu, Yoksa Gerçek Bir Varlık mı? Kim Bu Şeytan
Dini metinlere ve kutsal kitaplara baktığımızda Şeytan (ya da İblis), Yaratıcı’ya isyan etmiş, kibrine yenik düşmüş ve insanı o doğru yoldan çıkarmak için zamana karşı yemin etmiş somut, iradeli bir varlık olarak tasvir edilir. İnanç dünyasının kalbi bu kabulle atar. Bunu cebe koyalım.
Ancak olaya biraz daha felsefi, biraz daha insani ve psikolojik yaklaştığımızda, Şeytan’ın aslında insanın kendi içindeki o karanlık dehlizlerin bir aynası olduğunu fark ederiz. Bazı derin düşünürlerin çok sevdiğim bir tespiti vardır: “Eğer Şeytan olmasaydı, insanın özgür iradesi koca bir hiçten ibaret olurdu.” Düşünsenize bir an; dünyada sadece mutlak iyilik olsaydı, her şey toz pembe ve kusursuz aksaydı, bizim “iyi insan” olmayı seçmemizin, fedakarlık yapmamızın ya da dürüst kalmamızın bir kıymeti, bir ağırlığı kalır mıydı?
Şeytan —ister dışarıda bizi gözetleyen somut bir varlık olsun, ister genlerimize kodlanmış hayvani bir dürtü— bize aslında her an, her saniye çok kıymetli bir tercih hakkı sunar. Önümüze her yol ayrımı geldiğinde sorar: Karanlığı mı seçeceksin, yoksa her şeye rağmen aydınlıkta mı kalacaksın? Karanlık Ve Aydınlığın İçinde İnsan.(felsefi hayat)
İçimizdeki O Bildik Ses: “Vesvese” mi, “İd” mi?
Hayat koşturmacası içinde bir hata yapmadan, birinin kalbini kıracak o ağır kelimeyi ağzımızdan kaçırmadan ya da gözümüzü kör edecek bir hırsa kapılmadan hemen önce içimizde beliren o ince, kurnaz, adeta fısıldayan sesi hepimiz çok iyi tanırız. Hani o arkadan sinsice konuşan ses: “Aman boşver, kim görecek ki?” ya da “O sana bunu yaptı, sen daha fazlasını hak ediyorsun, hadi haddini bildir!”
İşte inanç dünyası yüzyıllardır bu sese “vesvese” diyor; yani Şeytan’ın ruhumuza üflediği o zehirli fısıltı. Madalyonun diğer yüzünü çevirip psikoloji bilimine baktığımızda ise uzmanlar buna “id” diyor; yani bastırılmış ilkel arzularımız, egomuz, hayatta kalma güdümüzün bencilce taşması ya da Carl Jung’un tabiriyle “gölge yanımız.”
Aslında günün sonunda bu sese hangi etiketi yapıştırdığımızın pek bir önemi yok. Önemli olan, o sesin hepimizin içinde, en korunaklı odalarımızda bile var olduğu gerçeği. Biz ne zaman o sese kulak verip bencilce, zalimce davransak; bir anlamda Şeytan’ın bu dünyadaki ete kemiğe bürünmüş hali, onun elçisi oluyoruz. Yani Şeytan’ı görmek için öyle çok uzaklara, karanlık dehlizlere bakmaya gerek yok. O bazen bir insanın gözlerindeki o saf, katıksız kötülükte; bazen de en yakınımızın başarısını gördüğümüzde içimizde aniden uyanan o küçük, zehirli kıskançlık anında saklıdır.
En Konforlu Bahanemiz: “Şeytana Uydum”
Biz insanların en eski, en tatlı ama en tehlikeli kusurlarından biri de sorumluluk almaktan kaçmaktır. Kendimizle yüzleşmek ağır geldiğinde hemen bir günah keçisi ararız. Yüzyıllardır ne zaman büyük bir pot kırsak, birinin canını yaksak ya da ahlaki olarak sınıfta kalsak, hemen arkasına sığındığımız muazzam bir konfor alanımız var: “Ne yapayım, şeytana uydum.”
Peki, sormak lazım: Gerçekten suç sadece onun mu? Tasavvuf geleneğinde çok naif, bir o kadar da sarsıcı bir anlayış vardır. Derler ki: “Şeytan sadece kapıyı çalar; içeri girip girmeyeceğine karar veren, onu baş köşeye buyur eden sensin.” Şeytan’ın elinde bizi zorla kötü yapacak, irademizi kelepçeleyecek sihirli bir değneği yok. O sadece bir fikir sunar, bir illüzyon yaratır, teklif eder. O davetiyeyi kabul eden, masaya oturan ve o mukavelenin altına imzayı atan her zaman insanın kendisidir. Bu yüzden, onun varlığı inancımıza göre ne kadar gerçekse, bizim kendi irademiz ondan katbekat daha gerçektir.
Aynadaki Karanlıkla Yüzleşmek
Kahvem artık soğumaya yüz tutarken pencereden çekilip aynanın karşısına geçiyorum. Şunu fark ediyorum: Şeytan’ın dışarıda bir yerde, fiziken var olup olmamasından ziyade, bizim onun varlığıyla —yani kötülük fikriyle— ne yaptığımız önemli. O, bu kâinat simülasyonunun “negatif” kutbu. Gece olmadan gündüzün netliğini, siyah hayatımıza girmeden beyazın o huzurlu saflığını nasıl ayırt edemiyorsak; kötülük ve onun en büyük sembolü olan Şeytan olmadan da iyiliğin, merhametin, vicdanın ve adaletin hiçbir ağırlığı kalmıyor.
Belki de Şeytan’ı sürekli dışarıda bir düşman gibi arayıp, soyut kavramlara taş atmaktan vazgeçmeliyiz. Bunun yerine, her sabah aynaya baktığımızda o içimizdeki kırgın, öfkeli, bencil ve karanlık tarafla dürüstçe yüzleşmeli ve derin bir nefes alıp şöyle demeliyiz: “Seni duyuyorum, seni tanıyorum ama bugün seni dinlemeyeceğim.”
Fincanımdaki son yudumu alırken soruyu sana devrediyorum: Sence Şeytan gerçekten dışarıda bir yerde pusuda bekleyen gizemli bir düşman mı, yoksa tamamen kendi içimizdeki o yaralı ve bencil tarafın bize oynadığı kusursuz bir zihin oyunu mu? Yoksa şeytan biz kendimizmiyiz. kimdi bu şeytan.

