Gastronomi Festivali Bursa’ya ne kazandıracak?

Gastronomi Festivali Bursa’ya ne kazandıracak? Bursa’da bu hafta sofralar biraz daha renkli. Merinos Parkı’nda düzenlenen 5. Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali ile birlikte kentin yemek kültürü yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. Şehrin farklı noktalarından lezzetler, üreticiler, şefler ve gastronomi meraklıları bir araya geliyor. Fakat ben bu festivale biraz farklı bakıyorum. Üç gün boyunca ne kadar kalabalık […]

Gastronomi Festivali Bursa’ya ne kazandıracak?

Bursa’da bu hafta sofralar biraz daha renkli. Merinos Parkı’nda düzenlenen 5. Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali ile birlikte kentin yemek kültürü yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. Şehrin farklı noktalarından lezzetler, üreticiler, şefler ve gastronomi meraklıları bir araya geliyor.

Fakat ben bu festivale biraz farklı bakıyorum.

Üç gün boyunca ne kadar kalabalık olacağını, kaç kişinin stantları gezeceğini elbette merak ediyoruz. Ama bence bundan daha önemli bir soru var: Festival bittikten sonra Bursa gastronomisi ne olacak?

Çünkü Bursa’nın yemek kültürünü sadece birkaç güne sığdırmak mümkün değil.

Bursa denildiğinde akla ilk gelenlerden biri İskender kebap. Ardından kestane şekeri, İnegöl köftesi, Mustafakemalpaşa tatlısı, Gemlik zeytini geliyor. Fakat Bursa mutfağının hikâyesi bunlarla bitmiyor. İlçelere doğru biraz yol aldığınızda karşınıza bambaşka lezzetler, üretim biçimleri ve yıllardır devam eden mutfak gelenekleri çıkıyor.

Belki de Bursa’nın gastronomideki en büyük şansı burada.

Biz çoğu zaman Bursa’yı merkezden konuşuyoruz. Oysa gastronomi açısından Bursa’nın sınırları çok daha geniş. İnegöl’ün köftesi, İznik’in zeytini, Gemlik’in zeytin kültürü, Mustafakemalpaşa’nın tatlısı, Mudanya’nın sahil ve deniz kültürü, Karacabey’in tarımsal üretimi ve dağ ilçelerinin yöresel ürünleri aynı hikâyenin farklı parçaları.

Bunları bir araya getirdiğimizde ortaya yalnızca bir yemek listesi değil, Bursa’nın gastronomi haritası çıkıyor.

Asıl mesele de sanırım bu haritayı ne kadar iyi kullanabildiğimiz.

Bursa’ya gelen bir turist düşünelim. Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’ni geziyor, Uludağ’a çıkıyor, belki Cumalıkızık’a uğruyor. Bir yerde İskender yiyor ve şehri dolaşıp gidiyor.

Peki neden bir gün daha kalmasın?

İznik’te zeytin üretimini görse, Mustafakemalpaşa’da yöresel bir tatlıyı yerinde denese, İnegöl’de köftenin hikâyesini dinlese, bir üreticinin tarlasını ziyaret etse ve akşam Bursa’da başka bir yöresel yemekle günü tamamlasın…

İşte o zaman gastronomi sadece “yemek yemek” olmaktan çıkar.

Bir turizm deneyimine dönüşür.

Bunun şehir ekonomisine de doğrudan etkisi var. Turist daha uzun süre kalırsa otel kazanır, restorana giderse esnaf kazanır, yerel ürün satın alırsa üretici kazanır. İlçeye giderse oradaki işletmeler hareketlenir. Yani gastronominin kazancı sadece mutfakta kalmaz.

Fakat bunun kendiliğinden gerçekleşmesini beklememek gerekiyor.

Bursa’nın gastronomi konusunda biraz daha planlı düşünmesi lazım.

Festival zamanı herkesin dikkatini çekmek elbette güzel. Merinos Parkı’ndaki hareketlilik, sosyal medyada yapılan paylaşımlar, şeflerin katılımı ve yöresel ürünlerin tanıtılması Bursa’nın mutfak kültürünü görünür kılıyor.

Ama 20 Eylül’den sonra ne olacak?

Bence asıl soru burada başlıyor.

Festivalde tanıştığımız bir yöresel ürünün peşine düşebilecek miyiz? O ürünün üretildiği ilçeye gidebilecek miyiz? Turist, Bursa’dan ayrıldıktan sonra “Bir dahaki gelişimde şu ilçeye de gideyim” diyebilecek mi?

Bunların cevabı evetse, o zaman festivalin etkisi üç günle sınırlı kalmaz.

Bunun için de sadece festival düzenlemek yetmez. Bursa’nın restoranları, otelleri, üreticileri, kooperatifleri, turizm sektörü ve yerel yönetimleri aynı hikâyenin içinde buluşmalı.

Mesela Bursa’ya gelen bir turist için hazır gastronomi rotaları oluşturulabilir. “Bir günde Bursa mutfağı”, “İlçelerde Bursa lezzetleri”, “Üreticiden sofraya Bursa” gibi rotalar hazırlanabilir. Turist sadece nerede yemek yiyeceğini değil, yediği ürünün hikâyesini de öğrenebilir.

Bence Bursa’nın anlatması gereken asıl hikâye de bu.

Çünkü artık insanlar sadece bir şehrin fotoğrafını çekmek istemiyor. O şehri yaşamak istiyor. Bir yemeğin tadını almak, üretildiği yeri görmek, yerel insanla tanışmak ve oradan kendisine küçük bir hatıra götürmek istiyor.

Bursa bu konuda oldukça şanslı.

Bizim yeni bir hikâye üretmemize gerek yok. Hikâye zaten burada. Sadece biraz daha görünür hale getirmek gerekiyor.

Üstelik bu hikâyenin merkezinde yalnızca ünlü restoranlar olmamalı. Küçük üretici de olmalı, aile işletmesi de olmalı, köyde kendi ürününü yapan insan da olmalı. Çünkü Bursa mutfağının gerçek zenginliği biraz da burada saklı.

Belki Gastronomi Festivali’nin önümüzdeki yıllardaki en önemli hedeflerinden biri, festival alanını Bursa’nın tamamına yaymak olabilir.

Merinos Parkı’nda başlayan hareketlilik, İznik’te, İnegöl’de, Mudanya’da, Mustafakemalpaşa’da, Karacabey’de ve diğer ilçelerde devam edebilir.

O zaman festival yalnızca Bursa’nın yemeklerini tanıtan bir etkinlik olmaktan çıkar; Bursa’nın ilçelerini birbirine bağlayan bir turizm hikâyesine dönüşür.

Şimdi herkes festivalin kalabalığına, etkinliklerine ve ortaya çıkacak görüntülere bakacak.

Ben ise biraz sonrasını merak ediyorum.

Festivalden sonra kaç kişi Bursa’ya yeniden gelmek isteyecek?

Kaç turist ilçelere gidecek?

Kaç üreticinin ürünü daha fazla insana ulaşacak?

Ve Bursa mutfağı, yılın geri kalanında ne kadar konuşulacak?

Çünkü gastronomi üç günlük bir festivalden çok daha büyük bir konu.

Bursa’nın mutfağı zaten var. Şimdi mesele, o mutfağın hikâyesini sofradan çıkarıp şehrin tamamına yayabilmek.

Belki de bu festivalin Bursa’ya bırakacağı en güzel miras, tam olarak bu olur.

Exit mobile version