“Pazartesi diyete başlıyorum…”
Bu cümleyi hayatımızda kaç kez kurduğumuzu çoğumuz hatırlamıyoruz bile. Pazartesi gelir, ekmek azaltılır, tatlılar rafa kaldırılır, akşam yemekleri hafifletilir ve tartının karşısında yeni bir başlangıç yapılır. İlk birkaç gün her şey yolunda gider. Ancak yoğun bir iş günü, arkadaşlarla yapılan bir akşam yemeği, tatlı ikramı ya da “Bugünlük kaçamak olsun” düşüncesi derken plan bozulur.
Sonra birkaç gün geçer ve tartıya yeniden çıkılır.
Beklenen sonuç görülmeyince akla gelen ilk soru ise genellikle aynıdır:
“Ben neden kilo veremiyorum?”
Aslında bu sorunun cevabı her zaman sadece “az yemek” ya da “çok hareket etmek” değildir. Vücudumuzun enerji ihtiyacı, günlük hareketimiz, uyku düzenimiz, beslenme alışkanlıklarımız ve yaşam biçimimiz bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Çoğu zaman farkında olmadan yaptığımız küçük hatalar, kilo verme sürecini zorlaştırabilir.
Örneğin gün içerisinde sağlıklı beslendiğimizi düşünürken çayın yanında birkaç bisküvi, kahvenin yanında küçük bir tatlı, yemek hazırlanırken yapılan birkaç atıştırma veya akşam televizyon karşısında tüketilen kuruyemişler günlük toplam tüketimimizi tahmin ettiğimizden daha fazla artırabilir.
Burada önemli olan herhangi bir yiyeceği tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, ne kadar ve ne sıklıkta tükettiğimizi fark etmektir.
Diyet bir ceza değil, yaşam biçimi olmalı
Kilo verme sürecinde yapılan en büyük hatalardan biri, diyeti kısa süreli ve katı bir dönem olarak görmektir.
“Bir ay dayanacağım, sonra istediğimi yerim” düşüncesiyle hazırlanan programların uzun vadede sürdürülebilmesi oldukça zordur. Çünkü insan sevdiği yiyeceklerden tamamen uzak kaldığında bir süre sonra yoğun bir yeme isteği yaşayabilir ve kendisini kontrol etmekte zorlanabilir.
Oysa sağlıklı beslenmenin temelinde yasaklardan çok denge vardır.
Bir yiyeceği hayatımızdan tamamen çıkarmak yerine porsiyonunu kontrol etmek, tüketim sıklığını azaltmak ve genel beslenme düzenimizi dengelemek çoğu zaman daha sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır.
Örneğin çok sevdiğiniz bir tatlıyı bir daha hiç yememek zorunda olduğunuzu düşünmek yerine, onu daha seyrek ve uygun bir porsiyonda tüketmeyi öğrenmek, beslenme düzeninin sürdürülebilirliği açısından çok daha gerçekçi olabilir.
Çünkü sağlıklı beslenme, hayatımızdan keyif aldığımız her şeyi çıkarmak anlamına gelmez.
Sağlıklı beslenmek, doğru dengeyi kurabilmektir.
Tartıdaki rakam her şeyi anlatmaz
Kilo verme sürecinde tartıya fazla anlam yüklemek de sık yapılan hatalardan biridir.
Bir gün önce tüketilen tuzlu yiyecekler, vücudun tuttuğu su, hormonal değişiklikler, uyku düzeni ve bağırsak hareketleri tartıdaki rakamı etkileyebilir. Bu nedenle bir sabah tartıda görülen değişim, her zaman yağ kaybı veya yağ artışı anlamına gelmez.
Bu süreçte yalnızca tartıya değil, kıyafetlerin üzerimizdeki duruşuna, bel çevresindeki değişime, günlük enerjimize ve genel yaşam kalitemize de bakmak gerekir.
Özellikle kısa sürede çok fazla kilo vermeyi hedeflemek yerine, sağlıklı ve sürdürülebilir bir değişim oluşturmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Unutmamak gerekir ki herkesin vücudu aynı değildir. Bir kişinin uyguladığı beslenme programının başka bir kişide aynı sonucu vermesi beklenmemelidir.
Bu nedenle sosyal medyada gördüğümüz hızlı kilo verme yöntemlerini kendi hayatımıza doğrudan uygulamak yerine, kişisel ihtiyaçlarımızın değerlendirilmesi çok daha önemlidir.
Peki nereden başlamalıyız?
Belki de ilk olarak kendimize “Nasıl daha az yiyebilirim?” sorusunu sormak yerine, “Beslenme düzenimi nasıl daha dengeli hale getirebilirim?” diye sormamız gerekiyor.
Gün içerisinde yeterli ve dengeli beslenmek, öğünleri tamamen atlamamak, sebze ve meyve tüketimine yer vermek, yeterli su içmek, protein ve lif kaynaklarını dengeli şekilde tüketmek ve mümkün olduğunca hareketli bir yaşam sürdürmek sağlıklı beslenmenin temel taşları arasında yer alır.
Bunun yanında uyku düzenini de unutmamak gerekir. Yoğun ve düzensiz bir yaşam tarzı, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürmeyi zorlaştırabilir.
Dolayısıyla kilo yönetimine yalnızca mutfaktan bakmamak gerekir.
Uyku, hareket, stres, beslenme ve günlük yaşam alışkanlıkları birlikte değerlendirilmelidir.
Belki de yıllardır yaptığımız en büyük yanlış, kilo verme sürecini yalnızca tartıdaki rakamla ölçmek.
Oysa asıl hedefimiz sadece daha düşük bir kilo değil, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam biçimi oluşturmak olmalı.
Sonuç olarak “Diyet yapıyorum ama neden kilo veremiyorum?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.
Bazen porsiyonlarımızı fark etmeden büyütürüz, bazen gün içerisinde yeterince hareket etmeyiz, bazen öğünleri düzensizleştiririz, bazen de çok kısa sürede sonuç almak istediğimiz için sürdürülemeyecek kadar katı kurallar koyarız.
Bu nedenle kilo verme sürecinde kendimize kızmak yerine, alışkanlıklarımızı gözden geçirmek daha doğru bir başlangıç olabilir.
Çünkü sağlıklı beslenme bir yarış değildir.
Önemli olan pazartesi başlayıp cuma günü bırakmak değil, doğru alışkanlıkları hayatımızın bir parçası haline getirebilmektir.
Ve belki de bu kez kendimize “Kaç kilo vereceğim?” diye sormak yerine:
“Bu beslenme düzenini hayatımın geri kalanında sürdürebilir miyim?”
diye sormanın zamanı gelmiştir.

