Bursa’nın en büyük sorunu trafik mi, plansızlık mı?

Sabah evden çıkıp yola koyulduğunuzda Bursa’da günün nasıl geçeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyorsunuz. Bir yere yetişmeniz gerekiyorsa mutlaka birkaç dakika fazladan hesaplıyorsunuz. Çünkü hangi güzergâhı kullanırsanız kullanın, karşınıza çıkacak yoğunluğu artık hesaba katmak zorundasınız. Bazen birkaç kilometrelik mesafe için yarım saat direksiyon başında kalıyor, bazen de gideceğiniz yere ulaşmak için alternatif yollar arıyorsunuz. Akşam saatlerinde […]

Sabah evden çıkıp yola koyulduğunuzda Bursa’da günün nasıl geçeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyorsunuz. Bir yere yetişmeniz gerekiyorsa mutlaka birkaç dakika fazladan hesaplıyorsunuz. Çünkü hangi güzergâhı kullanırsanız kullanın, karşınıza çıkacak yoğunluğu artık hesaba katmak zorundasınız.

Bazen birkaç kilometrelik mesafe için yarım saat direksiyon başında kalıyor, bazen de gideceğiniz yere ulaşmak için alternatif yollar arıyorsunuz. Akşam saatlerinde ise aynı tablo yeniden karşımıza çıkıyor. Hafta sonlarında durum çok farklı değil. Alışveriş için şehir merkezine inmek, bir ilçeye gitmek ya da sadece biraz dolaşmak istediğinizde bile trafik hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.

Peki gerçekten Bursa’nın sorunu trafik mi?

Yoksa bugün yaşadığımız trafik sıkışıklığının altında, yıllardır devam eden plansız şehirleşme ve ulaşım anlayışı mı yatıyor?

Bursa büyüyor ama şehir aynı hızda planlanıyor mu?

Bursa’nın büyümesini elbette kötü bir gelişme olarak görmek mümkün değil. Sanayisi, üretimi, üniversiteleri, turizmi ve yaşam olanakları sayesinde her yıl yeni insanların dikkatini çeken bir şehirden söz ediyoruz. Yeni mahalleler kuruluyor, konut alanları genişliyor, sanayi bölgeleri büyüyor.

Ancak burada asıl konuşmamız gereken konu Bursa’nın büyümesi değil, bu büyümenin nasıl yönetildiği.

Yeni bir yerleşim alanı oluşturulduğunda çoğu zaman ilk olarak binaların nerede yapılacağı konuşuluyor. Oysa o binalarda yaşayacak insanların günlük hayatı da aynı planın içerisinde düşünülmek zorunda.

İnsanlar işe nasıl gidecek? Çocuklar hangi okula ulaşacak? En yakın sağlık kuruluşuna nasıl gidilecek? Market, park, sosyal alan ve toplu taşıma nerede olacak?

Bunların tamamı düşünülmeden yalnızca konut üretildiğinde, o bölgede yaşayan insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için başka yerlere gitmesi gerekiyor. Bunun doğal sonucu da daha fazla otomobil ve daha fazla trafik oluyor.

Bugün Bursa’da yaşanan sıkıntının önemli bir bölümünü burada aramak gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü şehir büyüdükçe yalnızca bina sayısı artmıyor. O binaların önüne araçlar geliyor, insanlar işe gidiyor, çocuklar okula gidiyor, alışveriş yapılıyor ve bütün bu hareketlilik aynı yollar üzerinde toplanıyor.

Bir süre sonra da yol yetmemeye başlıyor.

Yeni yol yapmak tek başına yeterli mi?

Trafik sıkıştığında vatandaşın ilk beklentisi anlaşılır: Yeni yol yapılsın, kavşak düzenlensin, ulaşım rahatlasın.

Elbette Bursa’nın ulaşım altyapısında yeni yatırımlara ihtiyaç var. Bazı bölgelerde yol kapasitesinin artırılması, kavşakların yeniden düzenlenmesi ve yeni bağlantı yollarının yapılması kaçınılmaz olabilir.

Fakat her trafik sorununa yalnızca asfalt ve betonla çözüm aramak da doğru değil.

Bugün yeni bir yol açılıyor, birkaç yıl sonra aynı bölgede yeniden yoğunluk yaşanıyor. Çünkü bu arada yeni binalar yapılıyor, nüfus artıyor ve araç sayısı çoğalıyor. Yani bir noktadaki sıkışıklığı gidermeye çalışırken, şehrin başka bir yerinde yeni bir yoğunluk ortaya çıkabiliyor.

Bursa’nın artık biraz daha geniş bir pencereden bakmaya ihtiyacı var.

Bir yol yapılırken yalnızca “Bu yol trafiği ne kadar rahatlatır?” sorusunu değil, “Bu yolun çevresinde önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde nasıl bir şehir oluşacak?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

Bence asıl mesele burada başlıyor.

Bir bölgeyi yapılaşmaya açmadan önce ulaşımı düşünmek, ulaşım planını yaparken de o bölgedeki nüfus artışını hesaba katmak gerekiyor. Konut ayrı, ulaşım ayrı, otopark ayrı, yeşil alan ayrı düşünüldüğünde ortaya sağlıklı bir şehir çıkarmak kolay olmuyor.

Otomobili bırakmak için önce iyi bir alternatif sunmak gerekiyor

Bursa’da trafik sorununu konuşurken toplu taşımayı ayrı bir yere koymak gerekiyor.

Vatandaşa “Otomobilinizi daha az kullanın” demek kolay. Fakat bunun karşılığında hızlı, güvenilir, rahat ve ulaşılabilir bir toplu taşıma sistemi sunulmuyorsa bu çağrının karşılık bulmasını beklemek de gerçekçi değil.

Bir vatandaş işe giderken otobüs bekliyor, ardından başka bir araca aktarma yapıyor ve yolculuğu gereğinden fazla uzuyorsa, doğal olarak kendi otomobilini tercih ediyor.

Burada vatandaşı suçlamak yerine sistemi sorgulamak gerekiyor.

Metro, tramvay ve otobüslerin birbirine daha iyi bağlandığı, aktarmaların kolaylaştırıldığı ve insanların duraklara güvenli şekilde ulaşabildiği bir ulaşım sistemi Bursa’nın trafik yükünü önemli ölçüde azaltabilir.

Üstelik mesele yalnızca toplu taşıma araçlarının sayısını artırmak da değil. İnsanların evinden çıktığı andan itibaren işine, okuluna veya günlük ihtiyacına ulaşıncaya kadar geçen sürenin tamamını düşünmek gerekiyor.

Kaldırımın durumu, yaya geçitleri, bisiklet yolları, durakların konumu, otoparklar ve toplu taşıma bağlantıları aynı planın parçaları olmalı.

Çünkü şehir dediğimiz şey sadece araçların hareket ettiği yollardan oluşmuyor.

Bursa’da yaşayan insanların büyük bölümü gününün önemli bir kısmını işe gidip gelirken, çocuklarını okula götürürken veya günlük ihtiyaçlarını karşılamak için yollarda geçiriyor. Trafik nedeniyle kaybedilen zaman da aslında şehrin yaşam kalitesinden eksiliyor.

Bursa’yı bugünden yarına hazırlamak zorundayız

Bursa’nın önünde yalnızca bugünün trafik problemi bulunmuyor. Önümüzde nüfusu artan, yeni yerleşim alanları genişleyen, sanayisi büyüyen ve ulaşım ihtiyacı her geçen yıl biraz daha artan bir şehir var.

Bu nedenle bugünün sorunlarını günü kurtaracak çözümlerle geçiştirmek yerine, Bursa’nın 10, 20 hatta 30 yıl sonrasını düşünmek gerekiyor.

Yeni bir mahalle kurulurken orada yaşayan insanların yalnızca nerede oturacağı değil, nasıl yaşayacağı da hesaplanmalı.

Bir çocuk okuluna yürüyerek gidebiliyor mu?

Yaşlı bir vatandaş hastaneye ulaşmak için saatlerce yolculuk yapmak zorunda kalıyor mu?

Bir çalışan işe giderken otomobiline mecbur bırakılıyor mu?

Bir aile hafta sonu şehir içerisinde hareket etmek istediğinde saatlerini trafikte geçirmek zorunda kalıyor mu?

Bu soruların cevapları aslında Bursa’nın gelecekte nasıl bir şehir olacağını da belirleyecek.

Bazen Bursa’nın yollarına baktığımızda şehirde yaşayan insanlardan çok araçları görüyoruz. Oysa yolların amacı insanların hayatını kolaylaştırmak olmalı.

Bursa elbette büyüyecek. Yeni binalar yapılacak, yeni insanlar gelecek, yeni yatırımlar olacak. Bunların önüne geçmek zaten mümkün değil. Asıl önemli olan, bütün bu gelişmeler olurken şehrin yaşam kalitesini koruyabilmek.

Bu yüzden Bursa’nın trafik sorununu yalnızca “Daha fazla yol yapalım” diyerek çözmeye çalışmak yerine, neden bu kadar çok insanın her gün aynı anda yollara çıkmak zorunda kaldığını anlamamız gerekiyor.

Belki de üzerinde biraz daha fazla düşünmemiz gereken soru şu:

Bursa’yı araçların daha rahat hareket ettiği bir şehir mi yapacağız, yoksa insanların daha rahat yaşadığı bir şehir mi?

Bence ikincisini tercih etmeliyiz.

Çünkü iyi planlanmış bir şehirde hedef, insanların trafikte daha fazla zaman geçirmesini sağlamak değil; günlük hayatını daha az araç kullanarak, daha kısa sürede ve daha rahat sürdürebilmesini sağlamak olmalı.

Bursa’nın ihtiyacı sadece yeni yollar değil.

Bursa’nın ihtiyacı, geleceği bugünden düşünülmüş bir şehir planı.

Exit mobile version