Dartmouth Üniversitesi, profesörlerin kendi dersleri için bireysel yapay zekâ politikaları belirlemesine izin veriyor. Ancak son dönemde üniversitelerde yaşanan tartışmalar önemli bir çelişkiyi de ortaya koyuyor: Öğrencilerine yapay zekâ kullanımını yasaklayan ya da ciddi biçimde sınırlayan üniversiteler, aynı kurallara kendileri de uymak zorunda.
Aksi halde ortaya oldukça tuhaf bir tablo çıkıyor. Öğrenciye “Yapay zekâ kullanma” deniliyor, ancak aynı üniversitenin akademisyenleri araştırmalarında veya çalışmalarında bu teknolojiden yararlanabiliyor. Üstelik bugün öğrencilerin elindeki teknoloji, yarın akademisyenlerin karşısına da çıkabiliyor.
Aslında mesele yalnızca Dartmouth ile sınırlı değil. Dünyadaki yükseköğretim kurumlarının önemli bir bölümü, yapay zekânın eğitim ve akademik araştırmalarda nasıl kullanılacağı konusunda yeni bir denge arıyor. Cornell Üniversitesi’nin yayımladığı 240 sayfalık raporda da akademik yayınlarda yapay zekâ kaynaklı gereksiz içeriklerin artmasına dikkat çekiliyor.
Buradaki çözüm, yapay zekâyı tamamen serbest bırakmak ya da tamamen yasaklamak olmayabilir. Asıl mesele, bu teknolojinin eğitim sürecindeki yerini doğru belirlemek.
Cornell Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin raporda vurguladığı gibi, makinelerin büyük ölçekte sentez yapabildiği, üretebildiği ve analiz edebildiği bir dünyada üniversitelerin önceliği ne yapay zekâyı bütünüyle kısıtlamak ne de onu sorgulamadan benimsemek olmalı. Asıl önemli olan, öğrenme sürecinin vazgeçilmez unsurlarına daha fazla odaklanmak.
Yani öğrenciye düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı ve kendi fikrini oluşturmayı öğretmek…
Yapay zekâ burada bir düşman değil, doğru kullanıldığında bir araç olabilir. Elbette profesörler derslerde yapay zekâ kullanımını sınırlayabilir, bazı ödevlerde tamamen yasaklayabilir veya öğrenciden kendi emeğini daha açık biçimde ortaya koymasını isteyebilir. Ancak bunun yanında aynı teknolojiyle kendilerinin kurduğu ilişkiyi de gözden geçirmek zorundalar.
Çünkü bugün öğrencinin karşısına konulan bir yasak, yarın o yasağı koyan kişinin önüne de gelebilir.
Kendi kullandığınız bir teknolojiyi öğrencilerinize yasaklarsanız, bir gün öğrencileriniz çıkıp “Hocam, siz kullanıyorsunuz ama bize neden yasak?” diye sorabilir.
Bence Dartmouth Üniversitesi’nin yaklaşımından çıkarılacak en önemli ders tam da burada.
Yapay zekâyı yok saymak yerine, onunla nasıl yaşayacağımızı öğrenmek gerekiyor. Öğrenciye yasak koymadan önce, akademisyenin ve kurumun kendi kullanım biçimini sorgulaması gerekiyor.
Kısacası: Öğrencine yasakladığın şeyi kendin kullanıyorsan, bir gün o teknoloji seni de sınıfta yakalayabilir. Akıllı olan, yasağı koymadan önce kendi davranışına bakandır.

