Son yıllarda sofralarımızın dili biraz değişti. Eskiden “doydum mu?” diye düşünürken, şimdi “Bu sağlıklı mı?” diye soruyoruz. Paketlerin üzerinde “fit”, “şekersiz”, “doğal”, “proteinli” gibi ifadeleri görünce içimiz daha rahat ediyor. Kuruyemişse zaten sağlıklıdır, kuru meyveyse gönül rahatlığıyla yenir, granolaysa diyete uygundur diye düşünüyoruz.
Ama işin ilginç tarafı tam da burada başlıyor.
Çünkü sağlıklı olan her şeyin sınırsız tüketilebileceği gibi bir düşünceye kapılabiliyoruz. Bir avuç diye başladığımız kuruyemişin miktarı bir süre sonra iki avuca çıkıyor. Kuru meyveden “birkaç tane” derken paket neredeyse bitiyor. Granolayı kaşık kaşık ekliyoruz. Sonra akşam tartıya çıktığımızda ya da kıyafetler biraz sıkmaya başladığında “Ben zaten sağlıklı besleniyorum, neden böyle oldu?” diye şaşırıyoruz.
Aslında çoğu zaman sorun yediğimiz yiyeceğin sağlıklı olup olmamasından önce ne kadar yediğimizde saklı.
Mesela ceviz, badem, fındık… Bunların beslenmedeki yeri elbette önemli. Fakat sağlıklı yağlar ve diğer besin öğeleri açısından değerli olmaları, televizyon karşısında koca bir kaseyi bitirebileceğimiz anlamına gelmiyor. Üstelik kuruyemiş küçük olduğu için miktarı gözümüzde olduğundan daha az görünüyor. Birkaç dakikada fark etmeden ciddi bir porsiyona ulaşabiliyoruz.
Kuru meyvelerde de benzer bir durum var. Taze meyveyi yerken belli bir miktarda doyuyoruz. Ancak kuru meyve küçüldükçe “Bir tane daha ne olacak?” düşüncesi devreye giriyor. Bir bakıyoruz ki birkaç dakikada oldukça fazla miktarda tüketmişiz.
Bir de son yılların gözde kahvaltısı var: Granola, yoğurt, meyve…
Fotoğraflarda gerçekten harika görünüyor. Renkli, iştah açıcı ve sağlıklı. Fakat burada da miktar önemli. Granolanın üzerine biraz meyve, biraz bal, biraz kuruyemiş derken masum görünen bir kase, düşündüğümüzden çok daha yüksek enerji içeren bir öğüne dönüşebiliyor.
Smoothie konusunda da aynı şeyi söylemek mümkün.
“Ben meyve yiyorum” diye düşünüyoruz. Doğru. Ama birkaç meyveyi aynı bardağın içine koyduğumuzda onları çok daha kısa sürede tüketiyoruz. Üstelik içerisine bal, şurup, aromalı yoğurt veya başka ilaveler geldiğinde ortaya bambaşka bir içecek çıkabiliyor.
Burada altını çizmek istediğim nokta şu: Bu yiyeceklerin kötü olduğunu söylemiyorum.
Tam tersine, kuruyemiş de meyve de yoğurt da dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Mesele onları hayatımızdan çıkarmak değil. Mesele, “Sağlıklıysa ne kadar yersem yiyeyim” düşüncesinden biraz uzaklaşmak.
Çünkü beslenmede bazen en büyük yanılgımız, tek tek yiyeceklere bakmak oluyor.
Bir gün içerisinde birkaç kez kahve içiyoruz. Yanına küçük bir atıştırmalık alıyoruz. Öğlen yemeğinden sonra “bir avuç” kuruyemiş yiyoruz. Akşam yemeğinden sonra meyve geliyor. Gece televizyon karşısında biraz kuru meyve derken gün bitiyor.
Bunların her biri tek başına çok büyük görünmeyebilir.
Ama hepsini yan yana koyduğumuzda ortaya başka bir tablo çıkıyor.
İşte bu yüzden sağlıklı beslenmek biraz da farkındalık meselesi.
Bence son dönemde “yasaklar” kadar konuşmamız gereken bir konu da bu. Çünkü diyet denildiğinde hemen ekmek, tatlı, hamur işi veya kızartmayı hayatımızdan çıkarmayı düşünüyoruz. Oysa bazen sorun çok daha masum görünen yiyeceklerin miktarında olabiliyor.
Bir başka yanılgımız da ürünlerin üzerindeki ifadeler.
“Şekersiz.”
“Fit.”
“Doğal.”
“Proteinli.”
“Organik.”
Bu kelimeler kulağa güzel geliyor. Fakat bir ürünün üzerinde böyle bir ifade bulunması, o ürünü sınırsız tüketebileceğimiz anlamına gelmiyor. Etiketin arkasına bakmak, içeriğini ve porsiyon miktarını görmek gerekiyor.
Belki de sağlıklı beslenmeye başlarken kendimize ilk olarak “Bunu yiyebilir miyim?” sorusunu değil, “Bundan ne kadar yemeliyim?” sorusunu sormalıyız.
Çünkü hayat sadece diyet listelerinden ibaret değil.
Bazen arkadaşlarla oturup bir kahve içeceğiz, bazen Bursa’nın meşhur lezzetlerinden birini yiyeceğiz, bazen canımız tatlı isteyecek. Bunların hepsini hayatımızdan çıkarmak ne mümkün ne de herkes için sürdürülebilir.
Önemli olan bir yiyeceği suçlu ilan etmek yerine soframızın genel dengesine bakabilmek.
Belki de sağlıklı beslenmenin en güzel tarafı burada başlıyor.
Kendimize sürekli “Bunu yiyemem” demek yerine, “Bunu ne kadar tüketirsem dengemi koruyabilirim?” diyebilmek…
Çünkü bazen kilo kontrolünü bozan şey tabağımızdaki “sağlıksız” yiyecek değil, sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir yiyeceği fark etmeden fazla tüketmek olabiliyor.
Ve galiba sofrada ihtiyacımız olan en önemli şeylerden biri de biraz daha fazla farkındalık.

