Her pazartesi yeni bir başlangıç… Buzdolabına asılan diyet listeleri, mutfakta değişen alışveriş alışkanlıkları, tartının üzerine çıkarken tutulan nefesler… Birkaç gün her şey yolunda gider. Sonra hayat kendi akışına döner. Yoğun bir iş günü, akşam yemeğinde kaçırılan ölçü, ertelenen yürüyüş derken verilen sözler birer birer unutulur.
Peki gerçekten sorun iradesiz olmamız mı, yoksa kendimizden beklediklerimizi yanlış belirlememiz mi?
Bence asıl mesele, her defasında diyete başlayıp bırakmak değil; kendimize neden bu kadar zor bir yol çizdiğimizi sorgulamak.
Çünkü sağlıklı yaşamak, kendimizle savaşmak değildir.
Yıllardır kilo vermek isteyen pek çok insanın ilk yaptığı şey, kendisine yasaklar koymak oluyor. Sevdiği yiyeceklerden vazgeçmek, öğünlerini azaltmak, kısa sürede büyük değişimler beklemek… Başlangıçta kararlı görünen bu yaklaşım, zamanla insanı yorabiliyor. Bir noktadan sonra mesele yalnızca ne yediğimiz olmaktan çıkıyor; kendimize kızmaya, kendimizi suçlamaya başlıyoruz.
Oysa bir öğünde planladığımızdan fazla yemek, bütün çabayı boşa çıkarmaz. Bir gün yürüyüş yapamamak, sağlıklı yaşama kararından vazgeçmek anlamına gelmez. Önemli olan, küçük bir aksaklığı büyük bir başarısızlığa dönüştürmemektir.
Tartıdaki rakam, bütün hikâyemiz değil
Kendimizi değerlendirmeyi çoğu zaman tartıdaki rakama bırakıyoruz. Rakam azaldığında mutlu, yükseldiğinde mutsuz oluyoruz. Oysa sağlıklı yaşamın ölçüsü yalnızca kilo değildir.
Daha düzenli uyumak, gün içinde hareket etmek, dengeli beslenmek, kendimizi daha zinde hissetmek ve yemekle daha sağlıklı bir ilişki kurmak da en az tartı kadar önemlidir.
Elbette kilo kontrolünün sağlık açısından önemli olduğu durumlar var. Ancak bu sürecin kişiye özel, gerçekçi ve sürdürülebilir olması gerekiyor. Herkesin bedeni, yaşam koşulları ve ihtiyaçları aynı değil. Başkasına iyi gelen bir beslenme programının bize de uygun olacağını düşünmek, en başta yaptığımız hatalardan biri.
Yasaklarla değil, alışkanlıklarla ilerlemek
Bir düşünün… Her pazartesi kendimize yeni kurallar koyuyoruz. Fakat bu kurallar günlük hayatımıza uymuyorsa onları ne kadar sürdürebiliriz?
Sağlıklı yaşam, bir anda bütün alışkanlıkları değiştirmekle başlamıyor. Bazen öğünlerimizi daha düzenli hale getirmek, bazen kısa bir yürüyüşe çıkmak, bazen de ne yediğimize biraz daha dikkat etmek yeterli bir başlangıç olabilir.
Burada önemli olan, bir günde kusursuz olmak değil; ertesi gün de devam edebilmektir.
Diyetisyen desteği de bu noktada anlam kazanıyor. Kişinin ihtiyaçlarına, sağlık durumuna ve yaşam biçimine uygun bir beslenme planı oluşturmak, sürecin daha gerçekçi ilerlemesine yardımcı olabilir. İnternette görülen her listeyi uygulamak veya kısa sürede büyük sonuçlar vadeden yöntemlere yönelmek yerine, doğru bilgiye ve kişiye uygun yaklaşıma önem vermek gerekiyor.
Kendimize karşı biraz daha anlayışlı olalım
Belki de en çok unuttuğumuz şey bu: Kendimize gösterdiğimiz anlayış.
Bir yakınımız hedeflediği sonucu alamadığında ona moral verir, yeniden denemesini söyleriz. Peki aynı durumda kendimize neden bu kadar sert davranıyoruz?
Sağlıklı yaşamak, her gün aynı motivasyonla uyanmak demek değil. Bazen yorulacağız, bazen planlarımız değişecek, bazen de istediğimiz sonuçları beklediğimiz hızda göremeyeceğiz. Bunların hiçbiri yeniden başlamamıza engel olmamalı.
Üstelik değişim yalnızca bireysel kararlılıkla da sınırlı değil. Çalışma saatleri, ekonomik koşullar, aile sorumlulukları ve yaşadığımız çevre, beslenme ve hareket alışkanlıklarımızı etkiliyor. Bu nedenle insanlardan yalnızca iradeli olmalarını beklemek yerine, uygulanabilir hedefler belirlemelerine yardımcı olmak da önemli.
Her pazartesi yeniden başlamak zorunda değiliz
Belki de artık kendimize verdiğimiz sözleri değiştirmeliyiz.
Bir haftada şu kadar kilo vereceğim demek yerine, kendime daha iyi bakacağım diyebilmeliyiz. Sevdiğimiz her şeyden vazgeçmek yerine dengeyi öğrenmeliyiz. Bir gün aksattığımızda bütün yolculuğu yarıda bırakmak yerine kaldığımız yerden devam etmeliyiz.
Çünkü kalıcı değişim, büyük kararların heyecanından çok, küçük alışkanlıkların devamlılığıyla mümkün olur.
Belki de mesele her pazartesi diyete başlamak değil, kendimize verdiğimiz sözü salı günü de, cuma günü de tutabilmektir.
Ve unutmamak gerekir: Kendimize iyi bakmak, kendimizi cezalandırarak değil, kendimize değer vererek başlar.

